Tevbe - İstiğfar

Tevbe - İstiğfar

Allahü Teala ve tekaddes hazretleri buyurur:

- Ey mü'minler! Hepiniz Allah'a tevbe ediniz ki, felah bulasınız. (Sure-i Nur, 31)

- Ey mü'minler! bir daha dönmeyecek tevbe ile Allah'a tevbe ediniz. (Sure-i Tahrim, 8)

- Rabbınızdan istiğfar ediniz, sonra tevbe ediniz. (Sure-i Hûd, 8)

- Eğer yasak edildiğiniz büyük günahlardan kaçınırsanız sizin öbür kabahatlerinizi de örter ve sizi şerefli bir mevkie sokarız. (Sure-i Nisa, 31)

- Şirkten tevbe edip iyi amel ve harekette bulunan kimseleri, Allah kötülüklerden iyiliklere çevirir. Allah çok yargılayıcı, çok esirgeyicidir. (Sure-i Furkan, 70)

- Rabbınız kendi üzerine şu rahmeti yazdı. İçinizden kim bilmeyerek bir fenalık yapıb da sonra arkasından tevbe etmiş ve düzelmiş ise, şüphesiz ki O (Allah) gafur ve rahimdir.

- Ve bir günah işledikleri, yahut kendilerine zulmettikleri vakit, Allah'ı hatırlayarak günahlarına mağfiret isteyenlerdir. Günahları Allah'tan başka kim afvedebilir? Bir de onlar işledikleri günah üzerinde bilip dururlar iken ısrar etmeyenlerdir. (Sure-i Tahrim, 8)

- O, kullarının tevbesini kabul eden, kötü hareketlerini bağışlayan, ne işlerseniz bilendir. (Sure-i Şura. 25)

Resulü ekrem sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz buyurdular:

- Allahım! ikabından afvına, gadabından rızana, senden yine sana sığınırım. Sana layık bir sena etmekten acizim. Sen kendini nasıl sena etti isen öylesin Yarab. (Müslim)

- Kalbime öyle şeyler gelir ki, her gün ve gece yetmiş defa Allah'a istiğfar ederim.

- Günahlardan halis olarak tevbe eden kişi hiç günah işlememiş gibidir.

- Kul günahından tevbe ettiği zaman, Cenab-ı Hak bu günahı, kiramen katibin meleklerine, kulun günah işlediği azalarına ve kulun günah işlediği mekana ve o zamana unutturur ve böylece de kıyamet gününde o tevbe eden kulun işlediği günah için bir şahit bulunmaz.

- İstiğfar mü'minin sahife-i amalinde nur gibi parlar. (Ramuz el-Ehadis)

- Günahtan tevbe eden kimse günah işlememiş gibi olur. Fakat bir taraftan istiğfar diğer taraftan da günahta ısrar eder ise el-iyazü billah Cenab-ı Hakk ile istihza eden kimse gibi olur. (Müslim)

- Gündüz günah işleyenin tevbe etmesi için, Allah geceleyin elini açar (tevbeyi kabul eder) gece günahkar olanların tevbe etmeleri için de gündüzün elini açar, bu hal güneş battığı yerden doğuncaya kadar (yani kıyamete kadar) devam eder. (Müslim)

- Ey insanlar! Allah'a tevbe ve istiğfar ediniz ben günde yüz kere istiğfar ediyorum.

Ebu'd-Derda radıyallahü anh'dan: Resulü ekrem sallallahü aleyhi ve sellem hazretleri bir cuma günü bir hutbe irad ederek buyurdular ki:

- Ey insanlar! Hala sizde hayat varken, yani ölümünüzden evvel günahlarınıza nedamet ederek Allah'ın taatine koşunuz, dönünüz, ve masiva gafletinden, Allah'ın zikrine avdet ediniz.

Ve Allahü Teala ve Tekaddes Hazretleri buyurur:

"Tevbe-i nasuh ile Allah'a tevbe ediniz" (Tahrim, 8)

Tevbe: İsyandan rücü yani gafletten dönüştür.

 

TEVBE VE ŞARTLARI

Tevbenin tarifi: Kendi ihtiyariyle geçmiş olan günahın mislini tazimli bir halde terk etmektir.

Günahkarın, günahını kalben kendi ihtiyarı ile terk etmesi lazımdır. Eğer yalnız dili ile tevbe edib, kalbinden günahının terki için kararlı olmazsa, tevbesi sahih olamaz.

Nitekim Şair Saib divanında diyor ki:

-Elde tesbih, dudakta tövbe, kalb ise günahların şevk ve muhabbeti ile dolu olursa, o masiyet ve günahlar, kişinin tevbe ve istiğfarı ile alay ederler.

Tevbe, Allah'a ta'zim ve gazab-ı ilahisinden kaçınmak için olmalıdır. Eğer başka bir niyet için olursa bu tevbe kabul olunmaz.

Mevlana Celaleddin Rumî kuddise sirruh tevbeyi şöyle tarif etmiştir.

- Tevbe nasıl olur? İşte tövbe böyle olur. Yani günahkar, yaptığı günahlardan nedamet eder, Hakk Celle ve ala dergahında yeniden müslüman olup kemali tadarru ve niyaz ile ibadete başlar ve mecazdan i'raz edip hakikate teveccüh eder, yönelir.

Hazreti Ali radıyallahü anh:

- Tevbe altı şeye bağlıdır buyurmuşlardır:

1. Geçmiş günahtan üzerine nedamet

2. Kazaya kalmış olan feraizi iade.

3. Hukuku ibada, yani kul hakkına olan mezalimi reddetmek, yani borcunu ödemek, gönlünü almak, helalleşmek.

4. Adem-i iadeye azmetmek

5. Nefsini Allah'ın taatiyle terbiye etmek.

6. Haramdan beslediği etini eritmek. (Kırk hutbe-i şerife, Esseyyid Mehmed Şefik Arvasi)

Ebu'1-Fazl Muhammed bin Hasen Halebi kuddise sirruh der ki:

- Allahü Teala, bu insanoğlundan bir kimseye, keramet tacı giydireceği zaman, ona tevbe nasib eder. Bir sevdiğinin hizmeti ile de meşgul eder. İş bu hizmet de, onun ikrama nail olmasına sebeb olur.

Resulü ekrem sallallahü aleyhi ve sellem buyurur: (Hazreti Ali radıyallahü anhden)

- Mahlukat yaratılmazdan dört bin sene önce. Arşın etrafına şöyle yazılmıştır: Ben (Allah) günahlarına tevbe edip iman eden ve salih ameller işleyen, sonra da istikamete gelen kullarımın günahlarını çok mağfiret ediciyim.

Gene buyurdular: (Ebu Hureyre radıyallahü anhden)

- Bir kimse her hangi bir suretle günah işlemiş duruma düşer fakat hemen peşinden nadim olup tevbe-i istiğfar eder ve bir daha işlememeğe azmederek "Ya Rabbi, ben bir günah işledim. Beni mağfiret eyle!" derse Allah da şöyle buyurur:

Kulum bir günah işledi. Hemen peşinden, kendisinin bu günahını afvedebilecek bir Rabbi bulunduğunu düşünerek işlemiş olduğu günahtan dolayı peşimanlık duydu. Tevbe-i istiğfar etti. Ve bir daha işlememeğe azmetti. Ben de bu kulumu mağfiret eyledim.

Ebu Hureyre radıyallahü anh anlatır:

- Bir gece Rasülullah sallallahü aleyhi ve sellem ile yatsı namazını kıldıktan sonra çıkmıştım. Yolda, ayakta durmakta olan yaşmaklı bir kadınla karşılaştım. Bana ya Ebu Hureyre, "Ben büyük bir günah işledim. Tevbe etsem kabul olur mu?" dedi. Ben "nedir günah?" diye sordum. "Zina ettim. Bu zinadan doğan çocuğu da öldürdüm" dedi. Ben de "kendini de çocuğu da mahvetmişsin. Vallahi senin için tevbe etmek mümkün değil. Tevbe etmeğe hakkın yok" dedim. Benim bu sözlerim üzerine bir çığlık attı, bayılarak yere düştü. Ben gittim. Giderken de şöyle düşündüm:

- Ben fetva verdim. Halbuki Rasülullah yakınımızda idi. Ona sorsaydım.

Sabahleyin hemen Resul-i ekrem efendimize koştum ve Ya Rasülallah, dün gece bir kadın benden şöyle bir fetva istedi. Ben de şöyle şöyle fetva verdim, dedim. Cevaben buyurdular ki:

- İnna lillahi ve inna ileyhi raciun. Vallahi ya Ebü Hureyre sen kendini de, kadını da mahvetmişsin. Sen şu ayetleri hatırlamadın mı?

- Onlar ki Allah'ın yanına başka bir ilah katıp tapmazlar. Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar. Zina etmezler, kim bunlardan birisini yaparsa cezaya uğrar. Kıyamet günü azabı kat kat olur ve o azabın içinde hor ve hakir olarak ebedi kalır. Meğer ki tevbe ve iman edip salih ameller işlemiş ola. İşte Allah onların kötülüklerini iyiliğe çevirir. Allah çok mağfiret edici, çok merhametlidir. (Furkan, 68-70)

Mahmud Sami Ramazanoğlu kuddise sirruh'un Dualar ve Zikirler kitabından:

Haris bin Süeyd radıyallahü anh der ki:

- Abdullah İbn Mes'ud radıyallahü anh bize biri Nebiyyi ekrem sallallahü aleyhi ve sellemden diğeri de kendisinden olmak üzere iki hadis tahdis etti. Nebiyyi Ekrem'den olan hadisi şerifi şöyle rivayet etti:

- Mü'min; günahlarını bir dağ altında oturup da üzerine dağın hemen çöküvereceğinden korkan bir kimse gibi görür. Facir ise günahlarım burnunun üzerine konup uçmuş bir sinek gibi görür.

Ravi diyor ki: Ebu Şihab eliyle burnunun üzerini göstererek bu hadis-i şerifi rivayet etti. Sonra Abdullah ibni Mes'ud radıyallahü anh derki: .

- Muhakkak Allahü Teala ve tekaddes hazretleri kulunun tevbesinden şöyle bir kimsenin sevincinden daha fazla sevinir ki, bu kimse uzun bir yolculuk esnasında tehlikeli bir yerde konaklar. Üzerine bütün yiyeceğini, içeceğini yüklediği bineği de yanındadır.

Başını yere koymasıyla şöyle bir uykuya dalar. Uyandığında bineğini kaybolup gitmiş olarak görür. Üzerine sıcak basmış, susuzluğu son haddine varmış. Yahut Allah dilediği kadar sıcağı ve onun susuzluğunu artırmış. Sonra o kimse devesini aramak için etrafa çıkmış. Aramış. Bulamamış. O dereceye gelmiş ki hararetten ve susuzluktan takati kesilmiş, ümidi kalmamış. Sonra uyandığında biraz evvel kaybolan devesini başı uçunda bulur.

İşte bu adam ne derece ferahlanır ise, Cenab-ı Hakk Celle ve ala hazretleri de bir kulunun tevbesinden dolayı o devesini kaybedip de başı uçunda bulan adamdan daha ziyade ferahlanır. Yani razı olur. Tevbe edenin tevbesini kabul edip onu yüksek derecelere nail eder, demektir. (Buhari, Deavat, 4)

Resulü ekrem sallallahü aleyhi ve sellem buyurdular:

- "Sizin hastalığınızın ve şifanızın ne olduğunu söyleyeyim mi? Hastalığınızın günahlar, ila-cınızın da istiğfar olduğunu unutmayınız." (Ramüz-el-Ehadis)

Muhammed İbni Sîrîn şöyle der:

- Aman bir hayır işleyip de sonra onu terk etmekten sakın. Zira tevbe edip de sonra tevbesini bozan ve iflah bulan bir kimse görülmemiştir.

Günahlardan dönen kişiye yaraşan; tevbesini bozmamak için ecelini gözlerinin önüne getirmek, geçmişte işlemiş olduğu günahlar üzerinde düşünmek, Tevbe-i istiğfarı çok yapmak, tevbe nimetini verdiği ve ona muvaffak ettiği için Allah'a şükretmek ve kıyamet gününün sevabı hakkında tefekkür eylemektir. Zira şüphesiz ki ahiret sevabını düşünen güzel ameller işlemeğe daha çok rağbet eder. Ahiret azabını düşünen de kötü, çirkin ve haram fiillerden kendisini alı koyar.

Abdülkadir Geylanî kuddise sirruh buyurur:

- Ey Ahali! hayat kapısı açık bulunduğu müddetçe onu ganimet bilin. Hayatta oldukça değerlendirin. Zira yakında o kapı size kapanacak. Ömürleriniz tamamlanacak, hayatınız sona erecektir. Hayırlar işlemeğe kadir olduğunuz müddetçe onları işlemeyi ganimet bilin. Tevbe kapışı açık iken bu kapıyı ganimet bilin ve oradan girin. Dua kapısı açık iken onu ganimet bilin ve ihlaslı yakarışla Allah'a dua edin. Salih mü'min kardeşlerinizin sıkıntılı anlarını ganimet bilin. Böyle anlarda, sırf Allah rızası için onların yardımına koşun...

Gene buyuruyorlar:

- Günahlarınızdan ve kötü tavırlarınızdan dönünüz. Tevbe ediniz! Bu tevbe sizin kalblerinizde dikilmiş fidanlardır. Yanınızdaki binaların temelleridir. Şeytanın binasını yıkınız. Allah'ın binasını yapınız. İşte o zaman Mevla'ya ulaşırsınız. Rabbınıza kavuşursunuz. Ben öz-esas üzerinde duruyorum. Kabuk - posa üzerinde durmuyorum. Şu zahiri dış haller bir posadan ibarettir. Ben onun terbiyesi üzerinde durmuyorum. Bilakis, özünüzün ruhunuzun, kalbinizin, sırrınızın terbiyesi üzerinde duruyorum. Kısır, kabuktan ibaret zahirlerinizi ise bir kenara atıyorum. Sizi terbiye ediyorum. Taa Peygamberimizin gözü sizi tutuncaya kadar...

Vaktiyle abidlerden birisini, zamanın hükümdarına methetmişlerdi. Hükümdar methini duyduğu abidi sarayına çağırıp kendisiyle sohbet etmek istemiş idi. Abid daveti kabul etti saraya geldi ve ilk sözü şu oldu:

- Ey hükümdar istediğin güzel. Fakat bugün sarayına geldiğinde beni cariyelerinden biri ile oynaşır bulursan ne yaparsın?

Bu söze öfkelenen hükümdarın:

- Ey ahlaksız adam, bana böyle şeyler söylemeğe nasıl cür'et edersin? diye öfkelenmesi üzere, abid cevaben dedi ki:

- Benim kerim bir Rabbım var. O derece kerim o derece cömert ki, aynı günde yetmiş defa günah işlesek gene afveder. Beni kapısından kovmaz. Nimetinden mahrum etmez. Böyle olunca ben onun kapısından nasıl ayrılırım? Henüz bir suç işlemediğim halde bana öfkelenen birisinin kapısına nasıl gelirim. Henüz bir suç işlemeden kızan kimse, acaba suç işlediğim zaman neler yapar.

Ve bunları söyleyen abid çıktı, gitti.

Resulü ekrem sallallahü aleyhi ve sellem buyurdular. (Ebu Hureyre radıyallahu anh'dan):

- Tevbe havada asılıdır. Gece gündüz oradan şöyle seslenir:

Bana yönelene azab olunmaz!... Güneş'in batıdan doğacağı günün sabahına kadar o böylece havada kalır ve seslenişine devam eder. Güneş battığı yerden doğduğu gün ise oradan alınır.

Birisi Hazreti Ali radıyallahu anha sordu:

- Ben bir günah işledim. Hazreti Ali kerremallahu veche buyurdu:

- Tevbe ve istiğfar et. Allah'a dön, bir daha da o günahı işleme. Adam dedi:

- Ben tevbe istiğfar ettim, fakat sonra gene günah işledim. Hazreti Ali radıyallahu anh cevap verdi:

- Allah'a dön, o günahı bir daha işleme. Adam sordu:

- Ne zamana kadar?

Hazreti Ali radıyallahuanh:

- Şeytan sana vesvese verip, günah işlemekten yoruluncaya ve usanıncaya kadar.

Resulü ekrem sallallahü aleyhi ve sellem'den buyrulmuştur ki:

- Göklere kadar yükselen günahı işleseniz de sonra nedamet etseniz Allahu Teala tevbelerinizi kabul eder. (İbni Mace)

Gene buyurdular:

- Kul işlediği günah sebebiyle cennete girer.

Bu nasıl olur deye soranlara:

- Çünkü işlediği günaha pişman olur ve daima ondan uzak kalmağa dikkat eder de bu sayede cennete girer, (İbni Mübarek)

Gene buyrulmuştur ki:

Günahtan tevbe eden, sanki hiç günah işlememiş gibidir, (İbni Mace)

 

SEYYİDÜ'L İSTİĞFAR

Allahümme ente Rabbi, la ilahe illa ente halakteni ve ene abdüke, ve ene ala ahdike ve va'dike mesteta'tü Euzü, bike min şerri ma sana'tü ebuuleke bi ni'metike aleyye ve ebuu bizenbi, fağfirli zunubi feinnehu la yağfiruz zunube illa ente.

Şeddad bin Evs radıyallahu anhden:

Rasulü ekrem sallallahü aleyhi ve sellem şöyle buyurmuşlardır:

- Ya Allah! sen benim Rabbimsin. Senden başka ilah yoktur. Beni sen yarattın ve ben senin kulunum. Ve ben iman ve ubudiyetimde gücüm yettiği kadar senin ahd-ü misakın üzereyim. Ya Rabbi yaptıklarımın şerrinden sana sığınırım. Ve senin bana in'am ve ihsan ettiğin nimetleri ikrar ve itiraf ederim.

Ya Rabb! Sen beni afv ve mağfiret eyle. Zira senden başkası günahları afv ü mağfiret edemez. (Buhari, Deavat. Tirmizi, Deavat, Nesai, îstiaze, ibn Hanbel Müsned)

Bir kimse bu Seyyidü'l-îstiğfarı ihlas ve yakîn itikadıyla gündüz okur da o günde akşam olmadan evvel vefat ederse o kimse ehli cennettendir.

Ve eğer bu duayı yakîn itikadıyle gece okur da sabah olmazdan evvel vefat ederse, yine ehli cennettendir. Yani cennete ilk girecekler ile cehennemi görmeksizin ol kimse cennete dahil olur, demektir.

Bu duanın hülasa-i meali:

Ya Rabb ben cürüm ve kusurlarımı itiraf eylerim. Tevbe ve istiğfar ederim, nimetlerinin şükründen acizim, beni afv ü mağfiret eyle, demektir.

Ehemmiyetine binaen bu seyyidü'l-istiğfar duasını her müslüman ezberleyip, sabah ve akşam okumağa devam etmelidir.

 

GÜNAHLAR 3 KISIMDIR

Günahlar üçe ayrılır:

Bir kısım günahlar vardır ki afvı muhtemeldir.

Bir kısım günahlar vardır ki mağfiret edilmez.

Bir kısım günahlar vardır ki terk edilmez.

Mağfireti umulan günahlar kul ile Allahu Teala'nın arasında olan günahlardır.

Mağfiret edilmeyen günah ise şirktir.

Terk edilmeyen ve cezası verilecek olan günah da kul haklarıdır.

Resulü ekrem sallallahü aleyhi ve sellem buyurdular:

- Yeryüzünde her hangi bir kimse 'La ilahe illallahü vallahü ekber ve la havle ve la kuvvete illa billah' derse hatalarına keffaret olur. Bu hataları deniz köpükleri kadar da olsa. (Keşfü'1-hafa, Hadis-i Beyhaki)

Gene buyurdular:

- "Ya Ali, sana bir dua öğreteyim mi ki, zerreler adedince günahın olsa sen de beraber olmak üzere mağfiret olunur.

Şöyle söyle:

Allahümme La ilahe illa entel - halimül hakimü, tebarekte subhaneke Rabbil arşil azim.

Türkçe manası:

"İlahi! Senden başka tanrı yoktur. Sen halimsin, hikmet sahibisin, şanın yücedir. Seni tesbih ederim ey Arş'ın yüce Rabbi."

Yahya ibni Muaz kuddise sirruh buyurmuştur ki:

- Samimi bir tövbenin alameti üçtür:

Oruç tutmak için az yemek.

Namaz kılmak için az uyumak.

Hak Teala'yı zikretmek için az konuşmak.

Gene buyurdular:

- Tevbe, günahların hepsini yok eder. Tevbe bunu yaparsa, acaba onun rızası ne yapar? Rızası bunu yaparsa, sevgisi ne yapmaz ki, sevgisi akılları dehşete düşürür, sevgisi bunu yaparsa, dostluğu ne yapmaz ki. Dostluğu ondan gayrı her şeyi unutturur. Dostluğu bunu yaparsa, lütfu ne yapmaz ki?.

Cüneyd Bağdadî kuddise sirruh buyurdular:

- Tevbenin üç manası ve merhalesi vardır:

İlk olarak peşimanlık duymak, ikinci olarak yapılan kötü işi tekrar etmemeğe azmetmek. Üçüncü olarak da yapılan haksızlıkları ( kul haklarını) helal ettirip husumetten arınmaktır.

Mevlana Sadeddin Kaşgarî kuddise sirruh buyurur:

- İlaç diye öte-beri yemekten ise, perhiz etmek daha yerindedir. Çok yiyende çok hastalık olur. Onları defetmek için de ilaç alırlar. İyileşince de gene tıka basa yemeğe koyulurlar. Yine ilaç, yine sıhhat, yine yemek. Neticede ilaç da faide vermez ve marazı artırmaktan başka bir şeye yaramaz.

Günah ile tevbe de böyledir. Günah arkasından tevbe, yine günah yine tevbe. Neticede bu türlü tevbe de ayrı bir günah olup çıkar.

Onun içindir ki, Allah ehli her şeyde perhizi severler. Ve her şeyi bırakıp Allah ile meşgul olurlar. Ve bir gaflet anında öbür dünyaya göçmemek için çok dikkatli bulunurlar.

Şam muhaddislerinden olan Süfyan şöyle dedi:

-Mağribde bir kapı vardır. Bu kapının eni kırk yahut yetmiş yıllık yoldur. Yahut atlı olan kimse onun bir tarafından diğer tarafına kırk veya yetmiş yılda varır.

- Allahu teala gökleri ve yeri yarattığı gün, o kapıyı tevbe için açık yaratmıştır. Güneş batıdan doğuncaya kadar o kapı kapanmayacaktır. (Tirmizi)

Bir müslüman şeytana uyup da bir günah işlediği zaman derhal tevbe etmesi lazımdır.

Bir günah işleyen derhal tevbe ederse, Allahu Teala ve tekaddes hazretleri çok merhametli çok afvedici olduğu için o tevbeyi kabul eder, yalnız tevbe eden kimse üç hususa riayet etmelidir:

Birincisi; günah işleyenin işlediği günahından dolayı, samîmi bir şekilde pişman olmasıdır

İkincisi; o günahı derhal terk etmelidir.

Üçüncüsü; istikbalde o günahı bir daha işlememeğe azimli olmalıdır

Mü'min işlemiş olduğu günahını daima büyük görmelidir. Allah dostları en ufak zellelerini dahî, dağlar gibi cesim görmüşler, derin bir mahviyet içinde, Rabbımız zül - celal vel kemal hazretlerine gözyaşları ve büyük bir teessür içinde istiğfar etmişlerdir.

Halbuki itikadı zayıf, imanı kemale ermemiş kişiler ise dağlar gibi büyük büyük günahlar işlerler, hatalı sözler sarf ederler, o işledikleri cesim günah ve kabahatlerini nefisle, kendilerine basit, küçük ve ehemmiyetsiz gösterir ve istiğfar etmeye dahi lüzum görmezler.

Bütün peygamberanı izam, ashabi güzin radiyallahu anhum ecmain hazeratı, büyük veliler, Allah dostları, işlemiş oldukları pek ufacık zellelerini dahi büyük görmüşler, nedamet üzere, Allahu Teala ve tekaddes hazretlerine afvedilmeleri için iltica ve istiğfar etmişlerdir.

Sahabe-i güzin hazeratının en güzidesi, gözbebeği mesabesinde olan Ebu Bekri's-Sıddîk radıyallahü anh hazretleri Cenabı Hakk'a hitaben:

"Yarab! Suçlarım kumlar gibi sayılmaz. Sen bu günahkar asi kulunu afvet" deyerek yalvarmış ve daimi olarak tevbe ve istiğfar etmiştir.

Bizlere, aciz kullara düşen, yapmakta olduğumuz günah, isyan ve nisyanlarımıza, daimi olarak tevbe ve istiğfar etmek ve yapmış olduğumuz günahları nasıl olsa affolunuyor deyerek, ikinci defa işlemeğe cür'et etmeyip, tevbemizde ihlas üzere sebatkar olmak olmalıdır.

Nitekim Sadeddin Kaşgarî hazretlerinin kelam-ı kibarlarında bu hususa işaret vardır.

Bilerek işlediğimiz günah ve hatalar yanında, göremediğimiz, idrakimizin dışında da bir çok nisyan ve hatalarımız vardır. Kul hatasız olamaz. Rabbımız azze ve celle hazretleri gafurdur, rahimdir.

Ebu Osman kuddise sirruh hazretlerinin Ebu Amr isminde bir talebesi anlatır:

- Bir zamanlar hocamın huzurunda tevbe etmiş ama sonradan yine bazı günahlara başlamıştım. Ve dolayısıyla da yanından ayrılmış, uzaklaşmıştım. Halimden utanıyor nerede görsem hocamdan kaçıyordum. Ama bir gün aniden yüz yüze geldim. Kaçmak imkanı kalmadı, O merhamet hazinesi bana acıyarak sunları söyledi:

- Yavrum, günahsız ve temiz olmadığın zaman, düşmanlarla oturup kalkma! Çünkü onlar sendeki kusuru görür ve buna sevinirler. Bu sebeple sen günah işlediğin zaman yine bizim yanımıza gel ki derdine çare bulalım ve belana canla başla katlanalım.

Hocam bir taraftan bana bu sözleri söylerken, bir taraftan da bana öyle bir manevî iltifatta bulundular ki, bende artık hiç bir günaha karşı en ufak bir alaka ve heves kalmadı. Ve Hocamın himmeti ile samîmi bir şekilde tevbe ettim. Bir daha da yarandan ayrılmadım.

Bir gün sarhoş bir kimse, elinde sazı olduğu halde giderken birden Ebu Osman hazretlerini görünce, sazını abasının içine gizledi. Kendisine nasihat edeceğini zannetmişti. Onun bu haline acıyan Ebu Osman hazretleri:

- "Evlat hiç çekinme, Allahu Teala günahları afveder, tevbeleri kabul eder" buyurdu. Genç bu sözler karşısında, ihlasla, kırık kalble tevbe edip talebeleri arasına girdi.

Bir gün muhterem Üstaz Mahmud Sami kuddise sirruh fakire hitaben buyurdular ki:

- Filan kişi ne yapıyor? Ondan haber getirseniz memnun olurum.

Araştırdım, adresini buldum. Yanına girdiğimde, kendisini ayakta duramayacak derecede sarhoş gördüm. Halinden kendisi de üzülüyordu. Nedamet içinde:

- Aman beni bu halimden kurtarın deye yalvarmağa başladı. Sözlerinde samimi idi. Kendisini mahcub etmeyecek şekilde nasihat ettim. Büyük bir üzüntü ve nedamet içinde tevbe etti. Dönüşümde gördüklerimi Üstazımız hazretlerine bildirdim. Kendilerine dua ettiler. Kısa bir zaman içinde bu alkolik olan kişi, eski, günahsız, temiz haline rücu eti. Bundan sonra tekrar müslümanlar arasına girip, sevilir, sayılır insanlardan oldu.

Allahü Teala ve tekaddes hazretleri, cümlemizi, iman zayıflığından, günahlardan muhafaza etsin! Tevbe ve istiğfarımızı çoğaltsın. Amin. Bi hürmeti TAHA ve YASİN.