Sabır

Sabır

İslam alimlerinden Ebû Muhammed Cerîrî kuddise sirruh:

" Sabır odur ki, kişi, her iki halde nefs huzur içinde olduğu için nimet ile mihnet halleri arasında fark görmez. Sabır, nefsin belada sükun ve huzur içinde bulunmasıdır'' buyurmuştur.

Hüseyin bin Mansur kuddise sirruh:

" Sabır odur ki, kişinin elini ve ayağını keser ve darağacına asarlar, itiraz etmez'' buyurmuştur.

Şaşılacak şeydir ki bütün bunlar onun başına gelmiştir.

Amr İbn-i Osman el-Mekkî kuddise sirruh:

Sabır, Allah'a dayanıp sebat etmek ve belayı gönül hoşluğu ve rahatlığı ile karşılamaktır," der.

Gavs-ı A'zam Hace Bahaeddin Nakşbend kuddise sirruh buyurur:

Yaşım on sekiz veya daha fazla idi. Ceddime Allah rahmet etsin, beni evlendirmek istediler. Hace Muhammed Baba Simasî'yi davet için beni Simas'a gönderdiler. Vardım. Likalarıyla müşerref oldum. Onun sohbetinin bereketiyle bende acaib bir hal hasıl oldu. O gece bende bir halet-i tazarru ve meskenet zuhur etti. Gece ahirinde kalkıp, abdest alıp, Hace Hazretlerinin mescidine girdim, iki rek'at namaz kıldım. Başımı secdeye koydum, çok tazarru' eyledim. O halde iken lisanımdan cereyan etti ki: "îlahi! Bela yükünü çekmeğe kuvvet ver ve mihnet ve mahabbetine tahammül ihsan eyle! dedim.

Sabah oldu. Hace Baba Simasînin yanına vardım. Bana teveccüh edip firaseten o gece benden sadır olan hali haber verdi:

Ey oğul, duada böyle demek gerekdir ki: îlahî! Senin rızayı şerifin nerede ise bu bende-i zaîfine fazl u kereminle onu ihsan eyle. Zira Hak sübbanehu ve Teâlâ Hazretlerinin rızası bir şeyde ola, o şey kula bela değildir. Eğer bir dosta bela verirse yine inayetle o bela yükünü çekmeğe kuvvet verir. O belanın hikmetini de ona izhar eyler. İmdi kişi kendi ihtiyarıyla, arzusuyla Hudayı Mütealden bela istemesi pek müşkildir. Kulun küstahlık edip Hak celle ve ala Hazretlerinden bela taleb etmesi layık değildir, ' 'buyurdular.

Belaya, musibetlere sabretmek kolay değildir. Ancak Cenab-ı Hak'ın inayeti ile tahammül edilebilir. Şayet Halik Teâlâ ve tekaddes Hazretleri bir bela verirse, onun sabrını, tahammülünü de ihsan eder. Aciz, zayıf yaratık olan kulların bu bakımdan Hakk sübhanehu ve Teâlâ'dan bela taleb etmesi cüretkarlık olur.

Bizler, kudretsizliğimizi bilerek Cenab-ı Hak'dan daima sıhhat ve afiyet, dünyevî ve uhrevî seadet niyazında bulunabilirsek bu her şeye şamil olmuş olur. Mesela kıldığımız namazların ka'delerinde tekrar tekrar okuduğumuz duaları, namazların haricinde de okumalıyız. Şöyle ki:

Meali:

"Ey Rabbımız, bize dünyada da iyilik, güzellik ver, ahirette de iyilik, güzellik ver. Bizi ateş azabından koru."

Enes bin Malik radıyallahu anh'ın rivayet ettiklerine göre Rasûl-i ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz yukarıdaki duayı sık sık okurlardı.

O'nun sevgi basamağında bulunmak

Abdülkadir Geylanî kuddise sirruh buyurur:

"Ey oğul! Musibetler, üzerine yağdığı günlerde bile daima Allahü Teâlâ ve tekaddes Hazretlerinin huzurunda ol. Sen, O'nun sevgisinin basamağında duruyorsun. Bu Allah'ın huzurunda bulunuş ve sevgi basamağında oluş halini hiç bozma. Rüzgarlar ve fırtınalar seni yıkmasın. Süngüler seni delmesin. Sana dehşet vermesin. Bu takdirde gerek dış halinde, gerek iç aleminde sabit olursun. Öyle bir makamda bulunursun ki, orada yaratılanlar yoktur. Dünya yoktur. Allah Teâlâ'dan başka hiçbir şey yoktur. Fanileri (yaratılmışları) görmek ve aile efradının geçimi sana dert olmaz.

Nail olduğun nimetlerin azlığı veya çokluğu, övülmek veya zemmedilmek, ikbale kavuşmak veya ikbalden olmak sebebleriyle bu halini değiştirme. O zaman insanların, cinlerin, meleklerin ve diğer varlıkların, idrakinin ötesinde Allahü Teâlâ ile beraber olursun.

Sana daha önceleri îzah ettiğim gibi, sabır, ihlas, doğruluk, samimiyet esasdır.

ALLAH DOSTLUĞU VE BELALAR:

Muhammedü'l-Esfencî-kuddise sirruh-da müthiş bir illete mübtela olmuş.

O'na diyorlar ki:

- Ey seyyidlerin seyyidi! Hak Teâlâ, bu belaya hedef olarak, düşmanlarından kimseyi seçmiyor da senin gibi bir velisine veriyor?

Şöyle cevabladı:

Sus edeb hatasına düşme!.. Bana ilahi ihsanların hazinesi gösterildi. Orada musibet ve beladan daha şerefli ve faziletli hiç bir nimete tesadüf etmedim. Bu hal benim isteğimle oldu. Eğer sen Tarsus'ta bir dağdaki mağarada, illetlerin en büyüğüne uğrayıb da şükreden üstün zatı görseydin ne derdin?..

O'nun vücudundaki deriler dökülüyor ve göz göz olan bedeninin her tarafından pıhtılar ve irinler akıyordu. Sinekler ve böcekler her tarafını noktalamışlardı. Bu zat bütün gün bu hale dayandıktan sonra yine yetinmez ve kendisini demir zincirlere vururdu. Bu haliyle hakikat kıblesine döner ve sabaha kadar ibadet ederdi. Yani o'nu görseydiniz ne derdiniz.

Bir hadis-i şerif'de:

Rasûl-i Ekrem (s.a.) buyurur:

- Bir kul Allah tarafından sevilirse ibtilaya uğrar, buna sabrederse başına (iktina) gelir...

- İktina nedir? diye soran bir sahabiye:

-Çoluğunu, çocuğunu, malını, mülkünü alır. Çünkü mal ve evlad Allah sevgisine perdedir. Mal ve evlad sevgisi çoğalırsa. Hak sevgisi azalır, insan bu sevgiden ceza görür. Çünkü Allah'a bir nev'i şirk koşmuştur. Çünkü Cenab-ı Allah kendisine şirk koşanları sevmez, gayyürdur.

SABIR YARIŞI

Allahü Teâlâ ve tekaddes Hazretleri buyurur:

"Ey İman edenler! Sabır, sebat gösterin. Düşmanlarınıza galebe çalabilmek için onlarla sabır, metanet yarışına girin. Sınırlarda nöbet bekleyîn. Allah'dan hakkıyla korkun. Ta ki kurtuluşa ermeyi ümid edesiniz.(Ali îmran/200).

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurur: Allah Teâlâ: "Bir mü'min kulumun dünyada sevdiği dostunu aldığım zaman, o kimse sabredip Allah'dan ecir beklerse onun mükafatı cennettir, "buyurdu." (Hadisi Ebû Hureyre radıyallahu anh rivayet etmiştir.)

Yine Ebü Hureyre radıyallahu anh'den rivayete göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuşlardır:

"Erkek olsun, kadın olsun, bir mü'min, Allah'ına günahsız tertemiz kavuşuncaya kadar başından, çoluk çocuğundan, malından bela eksik olmaz.

Sabrın ehemmiyeti çok büyüktür. Allah azze ve celle Hazretleri kullarını daima imtihana tabi tutar. Kul bunu büyük bir gönül hoşluğu ile, teslimiyyet ve sabır ile karşılarsa birçok ibadetlerle elde edemediği derecelere terakki eder. Zahiren birçok kerih gördüğümüz şeyler vardır ki, hakikatte bizim için hayırlıdır. Çok defa da hayır gördüğümüz şey vardır ki bizim için faidesizdir, hatta zararlıdır. Çünkü herhangi bir şeyin sonucunu ancak Allah Teâlâ ve tekaddes Hazretleri bilir.

ATEŞLE İMTİHAN

Allah Teâlâ, hadis-i kudside buyurur:

"Rahmetime kavuşması için, gönderdiğim sebebler içerisinde bir kuluma rahmet ederim. Çünkü onun günahlarını bu hastalık sebebiyle afvedeceğim. Cennetteki derecesini bununla artıracağım."

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurur

"Şüphe edilen altını ateşte muayene ettikleri gibi, Allahü Teâlâ insanları dert ile imtihan eder. Bazısı bela ateşinden halis olarak çıkar, bazısı da bozuk olarak çıkar."

Yine buyuruyorlar:

-Mü'minlerde üç şeyden birisi bulunur:

Kıllet: Yokluk, yani fakirlik. İllet: Hastalık. Zillet: Yani hor görülme

İsa aleyhisselam buyurur:

-Hasta olup musibet ve felaketlere uğrayıp da günahları afvolunacağı için sevinmeyen kimse alim değildir..

Sehl ibn-i Abdillah et-Tüsteri kuddise sir-ruh buyurur:

-Hastalığa sabredilerek ve oturularak kılınan namaz, sağlam olanın ayakta kıldığı namazdan daha kıymetlidir.

İmam Rabbani kuddise sirruh buyurur:

-Sıkıntıların gelmesi görünüşte çok acı ise de, bunların nimet oldukları umulur. Bu dünyanın en kıymetli sermayesi sıkıntılar ve üzüntülerdir. Bu dünya sofrasının en tatlı yemeği dertler ve musibetlerdir. Bu tatlı nimetleri acı ilaçla kaplamışlar, bununla imtihan yolunu açık tutmuşlardır. Akıllı olanlar, bunların içlerine yerleştirilmiş olan tatlıları görür. Acı örtüleri de tatlı gibi çiğnerler, acılardan tat alırlar.

Sehl ibn-i Abdillah Tüsteri kuddise sirruh:

'Şayed bela olmasaydı Hakk'a yol bulunmazdı,'' buyurmuşlardır.

Ebû Abdillah Muhammed bin Hafif kuddise sirruh, -Ubudiyyet ne zaman dürüst olur? Sualine,

-Kul kendi işlerini tamamen yüce Allah'a havale edip belalar içinde sabredince! cevabını vermiştir.

İbn-i Abbas radıyallahu anhümadan rivayete göre Nebiyy-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimize bir hatun müracaat edip:

Ya Rasûlellah, ben sar'a illetine duçar oluyorum. Hem de sar'a halinde açılıyorum. Allah Teâlâ'ya dua ediniz ki bu illeti benden izale etsin, dedi.

Rasül-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz kadına hitaben:

-Dilersen sabret, bu illet mukabilinde sana cennet verilsin. Dilersen sıhhat ve afiyetin için Allah Teâlâ'ya dua edeyim.

Sonra o hatun:

Ya Rasülallah! böylece sabrederim. Yalnız sar'a halinde açılmamam için Allah Teâlâ Hazretlerine dua ediniz, dedi.

Rasûlullah sallallahualeyhi've sellem Efendimiz de o halinde açılmaması için dua buyurdular.

PEYGAMBER HASLETİ

el-Fethu'r-rabbanî, meslis-38 de nakledilir:

Abdülkadir Geylanî kuddise sirruh sabrı şöyle tarif etmektedir.

Halinden kimseye şikayet etmemek.

Hiçbir suretle sebeblere güvenmemek, dayanmamak.

Bela ve musibetler karşısında hoşnudsuzluk göstermemek.

Bela ve musibetten kurtulunca sevinç duymamak.

Sabır, şikayet ve feryad etmeden, hoşnudsuzluk göstermeden, gelen belaya katlanmaktır. Belalara sabretmek, kurtuluşa sebeb olan en güzel huylardandır.

Sabır, Peygamberimiz'in hasletlerindendir.

Rasül-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuştur ki:

-Sabır, cennet hazinelerinden bir hazinedir.

-Mü'min'e gelen her derd, üzüntü, hastalık eziyet, sıkıntı, günahlara keffaretdir.

-Sabır, îmanın yarısıdır.

Dünya, mihnet ve sıkıntı yeridir. Sıkıntının ise, sabretmekten başka çaresi, katlanmaktan başka yolu yoktur.

Bir hastalık, bela gelince bağırıp çağırmak fayda vermez. Aksine zararlı olur. Allah'ın takdirine razı olup gönül hoşluğu ile sabretmelidir. Allah Teâlâ ve tekaddes hazretleri sabrı dolayısıyla Eyyub aleyhisselam'ı övmüş ve ülü'l-azm peygamberler derecesine yükseltmiştir.

Süfyan bin Uyeyne kuddise sirruh derdi ki:

-Bir kimse başına gelen belaya razı olur, kader-i ilahîye rıza gösterirse, onun durumu tamdır. Kemal derecesini bulmuştur.

HAK YOLCUSUNUN VASIFLARI :

İbrahim Düssûkî kuddise sirruh Hazretlerinin tavsiyeleri şöyledir:

-Bir Hak yolcusu, fakr halini kolay bulamaz. Ta şu halleri özüne sindirinceye kadar:

Cümle kulların işini görürken, eziyetlerini bir taşıyıcı olacak... ki bu hali, Allah Teâlâ'nın kullarına bir ikram sayılır. Niyetinde başka bir şey yoktur.

Sonra kendisine eziyet edene, eziyet etmez.

Üzerine düşmeyen, dünya ve ahirete faydası olmayan sözü de söylemez.

Bir musîbete uğradığı zaman bağırıp çağırmaz.

Hiç kimsenin gıybetini etmez.. ki bunu yapmakla harama dalmaktan korunmak ister. Şüphelere dalmamak için kendisini gıybet etmemek suretiyle tutar..

İmtahan yoluyla bir belaya uğradığı zaman sabreder.

İntikam almağa gücü yettiği halde bağışlar, bırakır.

Dik başlı gezmek adeti değildir.

Yeryüzü onun maddî varlığı ile mamur olur.

Sema ise kalbi ile...

Tuttuğu yol, öfkesini yutmaktır.. Yutkunmaktır, Dağıtmaktır ve daima tercihdir. Afvdır. Müsamahadır.

Hakkında söylenen, sevmediği şeylerin hepsini kabullenir.

Musibet birdir, feryad onu ikiye katlar

Osman Nuri Hîrî kuddise sirruh:

-Sabırlı, sıkıntılara katlanmayı huy edinendir, buyurmuşlardır.

Şakîk Belhî kuddise sirruh:

-Musîbete feryad eden, Allah, Teâlâ'ya kafa tutmuş olur. Feryad etmek, ağlamak, sızlanmak, bela ve musibeti geri çevirmez. Lakin sabredenin sevab ve mükafatını giderir.

Abdullah bin mübarek kuddise sirruh:

-Musibet birdir. Musibetin geldiği kişi feryad, figan eder, sızlanırsa iki olur: Biri musîbet, diğeri sevabın gitmesi. Bu musibet öncekinden daha büyüktür. Sabredenin karşılığı ise hesapsızdır. Yani sabredenlere verilen sevabın miktarını Allah Teâlâ'dan başka kimse bilmez.

MÜ'MİNİN HALİ, KAFİRİN HALİ

Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuşlardır:

-Mü'minin hali, ekin sapının hali gibidir ki, onu rüzgar kâh böyle sağa, kâh da böyle sola meylettirir. (Sahih-i Buharî, Kitabü'l merda).

Mü'minin hali, ekin sapının hali gibidir. Rüzgarın estiği yöne göre sağa sola meyleder. Rüzgar durduğu vakit, onun da sağa sola meyletmesi durur. Mü'min de böyledir. Bela ile çeşitli hallere girer, çıkar. Kafirin ise hali dimdik duran katı çam ağacının hali gibidir. Ta ki Allah onu yıkıp helak eder.

Hadîs-i şerifin manası şöyledir:

Gerçekten mü'min çeşitli belalar ve hastalıklarla imtihan olunur. Allah Teâlâ'nın çeşitli hükümleri arasındaki halinin değişmesine razıdır. Bunlara boyun eğmiştir. Allah'ın takdirine razıdır. Hiç hoşnutsuzluk göstermez. Yani ekinin sapının rüzgara boyun eğdiği rüzgarın esmesine göre sağa sola meylettiği gibidir.

Mü'min bu yolda olduğu zaman, kendisine ölüm hastalığı ve ölümün gelmesi güç ve ağır olmaz. Daha önce elemlere alışık olduğu, onlardan nasıl sevab alacağını bildiği, nefsini uğradığı bela ve musibetlere alıştırdığı ve şiddetli olsun, hafif olsun birbiri ardınca hastalık gelmesiyle nefsi zayıflamış olduğu için, ruhunun çıkması ona zor gelmez. Ölüm acısını duymaz.

Kafirin hali ise mü'minin hilafınadır. Kafir ekseri halinde hastalıktan uzaktır. Bedeninin sıhhatli olmasından yararlanmaktadır.. O, katı çam ağacı gibidir. Allah Teâlâ onun helakini murad ettiği için vaktinde ve zamanında ansızın yerinden koparıp yok eder. Ona hiç şefkat ve merhamet etmez. Onun ölümü, nefsinin kuvvetli, cisminin sıhhatli olmasına rağmen çok acı, ruhunun bedeninden çıkması elem ve azab bakımından çok şiddetli olur.

Ahiret azabı ise daha şiddetli ve devamlıdır.

Kafirin ölümü, çam ağacının kökünden çıkarılıp yıkılması gibidir.

GEDİZ DEPREMİDE

Hak Teâlâ buyurur:

"Allah'ın emrine muhalefet edenler, başlarına bir felaket gelmesinden veya acıklı bir azaba uğramalarından sakınsınlar."/ (Nur/63).

Hoca Ubeydullah Hazretleri buyurmuşlardır ki:

"Allah'ın kazalarına karşı sabırlı, hatta hamd edici olmak lazımdır. Zira Allah'ın birbirinden acı belaları sayısızdır:

1970 senesinde, merkezi Gediz olmak üzere Emet ve Simav'a kadar uzanan büyük bir zelzele felaketi olmuştu. Binlerce kişi ölmüş, büyük sayıda bir zümre evsiz, barksız kalmıştı.

Muhterem Üstaz Hazretleri bazı yakınlarını huzuruna celbedip, kazazedelere muhakkak surette hem maddî yardımda bulunulmasını, hem de sert bir lisanla nasîhat edilmesini emir buyurmuşlardı.

Zahiren, felakete uğrayanları, yumuşak bir lisanla teselli edip gönüllerini almak îcab ederdi.

Sonradan anladık ki, yıkıntılar altında, İtalyadaki lavlar altında kalan Pompei şehrindeki insanlarda görülen pek kötü manzaraların aynısı burada da görülmüştü.

Bir taraftan zelzele, bir taraftan aynı zamanda vuku bulan büyük yangın felaketi kasabayı yerle bir etmişti. Yıkıntılar arasında dolaşırken insanı ürperten müdhiş manzaralara şahid oluyorduk.

Hatta bir kadıncağızın derin bir keder içinde elinde bir çöp ile toprağı karıştırdığına şahid olduk.

-Ne yapıyorsun? diye sebebini sorduğumuzda, cevaben:

-Annem, babam, kocam, dört tane çocuğum bu toprak altında kaldı, dedi. Sabırlı idi.

Bu saydıklarından başka kadıncağız evinden ve eşyasından da olmuştu. Ona rağmen ağzından en ufak isyankar bir söz çıkmıyordu. ?

Hakikaten kadın çok büyük bir imtihan karşısında idi.

Denirse ki: Bundan büyük bir felaket mi olur? Tereddüt etmeden şu cevabı veririz ki:

-İMANSIZLIK FELAKETİ !

Bela halinde şikayette bulunma

Abdullah bin lüsteri kuddise sirruh buyurmuşlardır ki:

"Eğer bela olmasaydı, Hakk'a yol bulunmazdı."

Mansur bir Ammar demiştir ki:

"Dünya musibetleri karşısında şikayet eden kimsenin bu musibeti, dinî musibet şekline dönüşüverir."

Abdulkadir Geylanî kuddise sirruh Fütuhu'l-Gayb isimli eserin de buyurur ki:

"Halin ya bela, veya nimet halidir. Bela içinde isen sabretmeğe çalış. Şu var ki, zorla ve istemeyerek sabretmek pek makbul sayılmaz. Razı olarak sabretmelidir. Bundan sonra da uysal olmak da iman sahibi için en güzel şeydir. Kendini yok bilip kadere teslim olmak iyidir. Amma bunu herkes yapamaz. Bu ancak, ilahî varlığa kendi varlığını veren zümrenin işidir.

Bela halinde insanlara şikayette bulunma. Bu halinde en ufak bir sıkıntı hali de olsa belli etmemeğe çalış. Halini kimse bilmesin. Hakk'ın hikmetine karışma. Nimetini boşa götürme. Eğer bir derdin var ise, Cenab-ı Hak dilemedikten sonra kimse şifa veremez."

Gene buyurur:

"Cenab-ı Hak'dan geçmiş günahların için mağfiret iste. Bundan sonra o günahlardan başkasının gelmemesi için yalvar, ilahî emirlere uymak için Allah'dan yardım iste. Kaza ve kaderin gelmesini hoş karşıla. Belalara karşı sabırlı ol. Elindekilere şükret. Elindekilerin kadrini bil. Ölüm gününü hayırla neticelendirmeğe bak.

Cenab-ı Allah'dan dünyayı isteme. Belanın gitmesini, fakrın geçmesini, zenginliğin gelmesini isteme. Sana gerekli olan sabırlı olmaktır. içinde bulunduğun manevî halin gitmemesini iste.Bela mı senin için hayır getirir, yoksa dünya rahatlığı mı? Acaba zenginlik mi hayır getirir yoksa fakirlik mi? Bilemezsin hangisi hayırlıdır. İşlerin içyüzünü bilmek sana saklıdır.