Abdülkadir Geylânî kuddise sirruh buyurur ki:
“- Allah’ın kelâmı Kur’an’a ve Resûlullah’ın sünnetine uymadıkça senin için felâh, kurtuluş yokdur.
Allah’ın kelâmını ve Resûlullah’ın sünnetini bilen ve onlarla amel eden mürşidlere uyunuz. Haklarında hüsn ü zan besleyiniz. Bilmediklerinizi onlardan öğreniniz. Onların huzurunda güzel edeble hareket ediniz. Onlarla beraberliğinizde usûl ve âdâbâ riayet ediniz. İşte o zaman felâh bulur, kurtuluşa erersiniz. Siz Allah’ın kitabına, Resûlullah’ın ahlâkına ve bunları iyi bilen ve hükümleriyle amel eden mürşidlere uymadıkça asla felâh bulamaz, kurtuluşa eremezsiniz. İşitmediniz mi ki bir sözde şöyle söyleniyor:
– Kim ki sırf kendi aklı ile hareket eder, kendini başkalarından müstağni sayarsa dalâlete düşer.
Senden daha bilgili olanların sohbetlerine iştirak etmek suretiyle nefsini kötü ahlâkdan temizle. Ruhunu terbiye et, ahlâkını güzelleşdir. Önce kendi ruhunun terbiyesi, kendi nefsinin ıslâhı ile meşgul ol. Sonra da başkaları ile ol. Nitekim Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur:
– Önce kendi nefsinin terbiyesi ile işe başla. Sonra da başkalarına yönel.”
İmam Gazali kuddise sirruh, Âdâb-ı zikr’e mahsus risalesinde diyor ki: Terbiye etmek suretiyle kötü ahlâkını atıp onun yerine güzel ahlâkı yerleşdirmesi için salikin, mürşid ve mürebbi bir şeyhin terbiyesine girmesi şarttır.
Aslında terbiye: Toprağın diken ve yabani otlarını söküb nebatının güzelce büyümesini ve olgunlaşmasını sağlamak için çalışan çiftçinin işine benzer.
Rûzbehan Bakli, Arâisü’l-beyan’da buyurur:
– Muhakkak Allah Teâlâ ezeli bir sünnet koymuştur ki onu kimse yerine getirmeden hiç bir kimse Hakka vâsıl olamaz. Bu da bir mürşidi kamile kalbi bağlamakdır.
Bu yolu ancak Allah’ın kendisine, ârif-i billah bir üstad nasib etdiği, bir üstadın “Dini anlayış tarzının” onun terbiye usûlünün ruhî ve kalbî miraçlarının neş’esini duyabilen salikler bulabilir.
Kutburrabbani Erbili hazretleri kuddise sirruh (Divan-ı Es’ad’da) buyurur:
Bir mürşidi kâmile teslim olan kimsenin kötü hali düzelir. Huysuzlukları, taşkınlıkları bertaraf olur. İtikadı kuvvetlenir. Evvelce taş misali olan gönlü huzura kavuşur. Yumuşar. Allahü Teâlâ’yı daha yakından tanıdığı için aşkı, şevki artar. Zikrullaha istidad peydah olur.
İnsanın, Firavun tabiatındaki en büyük düşmanı olan nefsi, eski kötülüklerinden sıyrılıb, ahlâkı hamide sıfatına tebeddül eder.
Kişi Hak nazarındaki hatalarını bilir, anlar ve tevâzû yoluna bürünürse, Allah Teâlâ ve tekaddes hazretleri, onun en ehemmiyetsiz gibi görünen ameline dağlar gibi cesim büyük sevab ve dereceler verir.
Çürük, gafilane halleri, sağlam, sıhhatli olur. Zehir gibi acı halleri, bal ve yağ nasıl leziz ve tatlı ise onlar da öyle şekerli ve leziz olur. Çünkü o hatasını bilmiş, yani Allah Teâlâ’nın kudreti ilâhîsi önünde küçüklüğünü, acizliğini anlamış ve itiraf etmişdir.
Bundan dolayıdır ki onun evvelki en çorak verimsiz ve gafilane amelleri mürşidi kâmilin nazarıyla (Cenab-ı Hakk’ın izni ile) yemiş veren bereketli, münbit mahsuldâr topraklar gibi olur.
Abdulkâdir Geylânî kuddise sirruh gene buyuruyor:
– Müride behemehal bir kılavuz, bir delil lâzımdır. Zira o öyle bir çöldedir ki, orada akrepler, yılanlar, afetler vardır. Susuzluk vardır. Yırtıcı vahşî hayvanlar vardır. İşte kılavuz onu bu afetlerden sakındırır. Su bulunan yerleri gösterir. Meyvalı ağaçların bulunduğu bölgelere götürür. Halbuki tek başına, kılavuzsuz olduğu takdirde, yırtıcı hayvanların, akreplerin, yılanların, afetlerin bulunduğu bölgelere düşer, perişan olur, mahvolur.
Ey dünya yolunda yolculuk eden kişi! Kafileden, kılavuzdan ve arkadaşlardan ayrılma! Aksi halde malın da, rahatın da elinden gider.
Sen ey ahiret yolcusu, daima kılavuzla beraber ol. Kılavuzla birlikde bulun. Ta o seni varacağın yere ulaşdırıncaya kadar.
Yolda kılavuza yani mürşide hizmet et. Ona karşı edepli ol. Onun re’yinden ayrılma. Böylece o sana hakikatları öğretir. Seni kendisine yaklaşdırır. Sonra senin necabetini, sıdkını, ve maharetini gördüğünden yolda senin naib olman için talebde bulunur. Böylece seni yolun emiri, yolcuların da sultanı yapar. Seni gidilen yolda ve binilen vasıtalarda kendi yerine halife yapar. Nihayet gide gide seni peygamberinin huzuruna kadar getirir. Ona teslim eder. Seni ona yaklaşdırır. Daha sonra, senin kalblere, hallere ve manalara naib olmanı taleb eder. Böylece sen Allahü Teâlâ’nın kulları arasında elçi olur, Peygamberimiz sallâllahu aleyhi ve sellemin maiyetinde hademe durumuna gelirsin. Vazifen icabı olarak da kâh halkın yanına gelir, kâh Allah’ın huzuruna gidersin.