Rûzbehan Bakli, Arâisü’l-Beyan’da buyurur:
‘‘Muhakkak Allah Teâlâ ezelî bir sünnet koymuştur ki, onu kimse yerine getirmeden hiç bir kimse Hakk’a vâsıl olamaz. Bu da bir mürşid-i kâmile kalbi bağlamaktır.’’
Bu yolu ancak Allah’ın kendisine, ârif-i billâh bir üstad nasib ettiği, bir üstadın “dînî anlayış tarzının” onun terbiye usûlünün rûhî ve kalbî miraçlarının neş’esini duyabilen sâlikler bulabilir. O, ârif-i billâh olan mürşid-i kâmil, onunla Hak Teâlâ arasında vasıta olur ve şurası muhakkaktır ki, fazilet Allah Teâlâ’nın kudreti dairesindedir. Dilediğine verir. Dilediğine vermez.
Muhammed Es’ad Erbili hazretleri kuddise sirruh Divan-ı Es’ad’da buyurur:
Vardıkda pîr-i kâmile taş olsa dil yumşağ olur
Fir’avn ise nefsin yakîn, karıncadan alçağ olur.
Oldunsa vâkıf aczine, ednâ amel bir dâğ olur.
Çürüklerin hep sağ olur, zehrin kamu bal yağ olur.
Dağlar yemişli bağ olur cümle cihan bostan sana.
Bir mürşid-i kâmile teslim olan kimsenin kötü hâli düzelir. Huysuzlukları, taşkınlıkları bertaraf olur. İtikadı kuvvetlenir. Evvelce taş misali olan gönlü huzura kavuşur. Yumuşar. Allah Teâlâ’yı daha yakından tanıdığı için aşkı, şevki artar. Zikrullaha istidâd peydâh olur. İnsanın, Firavun tabiatındaki en büyük düşmanı olan nefsi, eski kötülüklerinden sıyrılıp, ahlâk-ı hamîde sıfatına tebeddül eder. Kişi Hak nazarındaki hatalarını bilir, anlar ve tevâzû yoluna bürünürse, Allah Teâlâ hazretleri, onun en ehemmiyetsiz gibi görünen ameline dağlar gibi cesim büyük sevap ve dereceler verir. Çürük, gâfilâne halleri, sağlam, sıhhatli olur. Zehir gibi acı halleri, bal ve yağ nasıl leziz ve tatlı ise onlar da öyle şekerli ve leziz olur. Çünkü o hatasını bilmiş, yani Allah Teâlâ’nın kudret-i ilâhîsi önünde küçüklüğünü, âcizliğini anlamış ve itiraf etmiştir. Bundan dolayıdır ki onun evvelki en çorak verimsiz ve gâfilâne amelleri mürşid-i kâmilin nazarıyla (Cenab-ı Hakk’ın izni ile) yemiş veren bereketli, mümbit mahsuldâr topraklar gibi olur. Yukarıdaki sözlerden; mürşid-i kâmile teslim olmanın lüzumunu, teslimiyetten sonra o kişinin mizaç, ahlâk ve itikadındaki mühim değişikliğe işaret olduğunu öğrenmiş oluyoruz.
Mirsâdü’l-İbâd kitabında, seyr ü sülûkde şeyhe olan ihtiyaç bahsinde şöyle denilmektedir: (Faslü’l-Hitab’dan)
“ Din yolunda sülûk etmek ve yakin âlemine vâsıl olmak için kâmil bir şeyhi rehber edin. Bağlanacağın şeyh hem velâyet sahibi olsun, hem de rabbânî bir tasarruf sahibi olsun! Başkası derdine derman olmaz. Her şeyden nasipsiz olmaktansa bir yerde mesafe almak daha iyidir. Elinde putlarla dolaşacak olduktan sonra çadırda uyuman daha evlâdır.”
Abdulkâdir Geylânî kuddise sirruh gene buyuruyor:
‘‘Müride behemehâl bir kılavuz, bir delil lâzımdır. Zira o öyle bir çöldedir ki, orada akrepler, yılanlar, afetler vardır. Susuzluk vardır. Yırtıcı vahşî hayvanlar vardır. İşte kılavuz onu bu afetlerden sakındırır. Su bulunan yerleri gösterir. Meyveli ağaçların bulunduğu bölgelere götürür. Hâlbuki tek başına, kılavuzsuz olduğu takdirde, yırtıcı hayvanların, akreplerin, yılanların, âfetlerin bulunduğu bölgelere düşer, perişan olur, mahvolur.’’
Sâdık Dânâ-Altınoluk Sohbetleri-4, s.43- Erkam Yayınları