Kur'ân hakkındaki âyetlerden:
- Kur'ân okunduğu zaman derhâl onu dinleyin. Susun tâ ki (Allah'ın rahmeti ile) esirgenmiş olasınız. (A'raf -204)
- "Gerçek bu Kur'ân (insanları) öyle birşeye (yola) doğrultup götürür ki o en âdil ve en doğru bir yoldur. Güzel güzel amel (ve hareketlerde) bulunan mü'minlere kendileri için muhakkak bir ecr olduğunu müjdeler O." (Sûre-i İsrâ-9)
- "Biz Kur'ân'dan peyderpey onu indiriyoruz ki mü'minleri için bir şifâ ve bir rahmettir O. Zalimlerin ise O (maddî ve manevî) ziyanından başkasını artırmaz." (Sûre-i İsrâ-82)
- "Eğer biz bu Kur'ân'ı bir dağ başına indirseydik muhakkak ki onu Allah korkusundan baş eğmiş, parça parça olmuş görürdün. Bu misâller (yok mu?) işte biz onları insanlar düşünsünler diye irâd ediyoruz. (Sûre-i Haşr-21)
Abdullah bin Âlevi el-Haddad buyurur:
Mürid Allah'ın yüce kitabını mânâlarını anlamaya çalışarak okumalıdır. Kur'ân'ın lafızlarını doğru ve tane tane telâffuz etmeli. Okuduğu sözün sahibini düşünerek O'nun azâmet ve celâlinden ürpermelidir. Kur'ân'ı, açık ve yüksek sesle, Allah korkusundan uzak bir kalple okuyan gafiller gibi okumamalıdır. Çünkü böyle kimseler Kur'ân'ı başından sonuna kadar okurlar da en ufak tefekkürleri olmaz. Hangi âyet ne için indirilmiştir düşünmezler. Eğer Kur'ân'ın mânâlarını bilip düşünselerdi, okudukları ile amel derlerdi. Çünkü ilim, faydası olandır. Bilip de amel etmeyenin câhilden bir farkı yoktur. Bu sebeple denilmiştir ki:
"Eğer ilminin sana bir faidesi yoksa, câhil olman daha iyidir.
Allah-u Teâlâ Kur'ân-ı Kerim'de buyurur ki:
"Ona temizlerden başkası dokunamaz." (56 Vâkıa: 79)
Âllah Teâlâ diğer bir âyet-i kerîmede buyurur:
- Allah'ın üzerinizdeki nimetini ve size öğüt vermek için indirdiği Kur'ân'ı ve ondaki hikmeti düşünün. (Sûre-i Bakara: 231)
Diğer bir âyet-i kerîmede
- "Şu Kur'ân, insanların kalb gözlerini açacak bir nûr, sağlam bilgi edinmek için bir hidâyet ve rahmettir." (Sûre-i Câsiye: 20)
Huzeyfe Radıyallahu anh anlatıyor:
- Resûlü ekrem sallallahu aleyhi ve sellemle namaz kılıyordum. Bakara sûresinden başlamıştı. Rahmet âyeti geldiği vakit, Allah'dan rahmet dilerdi, azab âyeti geldiği vakit Allah'a sığınırdı. Tenzih âyeti geldiği vakit Allah-u Teâlâyı tesbih ve takdis ederdi. Resûlü Ekrem sallâllâhu aleyhi ve sellem Kur'ân'ı bitirdiği zaman şu duâyı okurdu:
- Allah'ım: Kur'ân-ı Kerim hürmetine bana rahmet eyle! Kur'ân'ı bana imân, nûr, hidâyet ve rahmet kıl! Allah'ım Kur'ân-ı Kerim'den unuttuğum oldu ise bana hatırlat. Anlamadığım oldu ise anlat. Gece ve gündüzde Kur'ân okumayı bana nasip et. Kur'ân-ı Kerim'i lehimde hüccet kıl! Ey âlemlerin Rabbi!
İbrahim Dussûkî hazretlerinin, Kur'ân okuyanlara nasihatleri:
Kur'ân okuyanlara o düşer ki: Ağzını kötü sözden ve yersiz lâflardan temiz tuta ve yalnız helâl yiye. İsraf yoluna gitmeye, sadece doyumluluğunu ala. Şâyet israf yolunu tutar, harama doğru kayarsa, okuduğu yüce kelâmın sahibine karşı edebini korumamış olur.
Bilhassa Kur'ân okuyan kimse elbisesini de kokulamalıdır. Keza bedenini de... Bunu Rasûlüllah sallâllâhu aleyhi ve sellem efendimiz de yapardı. Hatta o kadar ki, Rasûlulah sallâllâhu aleyhi ve sellem efendimiz, bir şeye elini değdirdiğinde, yahut bir şeyin üzerine oturduğunda, uzun zaman kokusu orada kalırdı.
Kur'ân okuyan kimse en güzel vazifededir. O hâlde bu vazife ifâ edilirken dikkatli olmak gerekir, Okumak işinde nasıl, sallâllâhu aleyhi ve sellem efendimiz izleniyorsa, edeb ve erkânda da izlenmelidir.