İtikad, Bilgi, Terbiye

İtikad, Bilgi, Terbiye

Gençlikte 3 Temel Hususiyet

Altınoluk: Efendim bu dönemlerde insanların zihni karışıyor, kalbi karışıyor. Hakikaten her birimizin kendi kalbî insicamımız için, disiplinimiz için tenbihlere, ikazlara, ihtiyacımız var. Geçenlerde "Bir üniversiteli genç nasıl olmalı?" diye soruldu. Bugün genç bir üniversiteli nasıl olmalı? Üniversitede okurken kendi kendini nasıl korur? Bunlarla ilgili ikazlarınız olur mu efendim?

- Bu zamanda kendini korumak hayli mesele. Fakat hayatını nizama koyanlar için bu mevzubahis değil. Hakikaten de Cenab-ı Hakk her kolaylığı gösterir. Herhangi bir talebe hayatını ona göre ayarlar. Namazına, niyazına dikkat eder. Namaz, niyaz şart, bunlar en başta geliyor. Daha sonra sırayla vazifelerini ifa eder Allah'ın izniyle. Tabii bir üniversite genci kafadan dolma bilgi sahibi olmayacak. Bilgili olacak gerektiği kadar. Bilgili olacak ki rahat edebilsin. Bilgili olursa hem rahat eder hem de rahat ettirir.

Aslında bir üniversiteli genç, her bakımdan bilgili olacak ahlâkî, derûnî... O bilgi şart. Efendim "ben bilmem", öyle şey yok. Bu zamana gelen tarih de bilecek, tabii bildiği kadar, herkes tarih bilemez, coğrafya da bilecek... Hülasa bilmesi icab eden şeyleri muhakkak bilmesi lazım. Ki bilgili olmuş olabilsin.

Gençlik hem itikad bakımından olgun olacak, hem de bilgi bakımından... Kuru bilgi de kâfî değil. Kuru bilgi sâhibi olur amma pek fazla faidesi yok tabii bunun, iman bahsine.

Temiz bir gençliğin hakikaten yetişmesi lâzım. O da ne ile olacak, bilgi ve tasavvufî yönden terbiye ile olacak tabii. Kuru bilgi de kâfî değil.

Altınoluk: Efendim gençlerin en çok içinden çıkamadıkları, dışardaki İslâmiyet dışı uygulamaların nefsimize yaptığı baskılardan dolayı kendi içlerindeki çıkmazları. Tabii bu sadece gençlerin değil hepimizin meselesi. Hepimizin nefsimizden şikayetimiz var. Herhalde bundan korunmak için de çare, daha çok sâlihlerle sâdıklarla beraber oturmak.

- Ana hat bu. İlle sâlihler, sadıklar. Sâdık; içi-dışı sağlam, tertemiz, pırıl pırıl Allah yolunda olan birisi. Onlarla her oturan muhakkak istifade eder. İstifade etmemesine imkan yok. Ama kendi farkına varmaz. Ana hat böyle.

Üstadımız bilhassa "sâdıklarla hemdem olsun" derlerdi, ihvan için. Bugün elhamdülillah bu tahakkuk etti. Büyük üstadımızın, büyük himmetleriyle bunlar hemen hemen aşılıyor yavaş yavaş. Farkında değiliz ama, derya gibi Anadolu.

Altınoluk:

Bu yıl düğünde büyük coşku vardı maşaallah.

- Zaten herkes hayret etmişler. Geçen senekinden bu sene bir misli daha fazlaydı belki. Çok da sıkışık oturmuşlardı. Hayli birşeyler oldu. Sonra hafızlar da daha dikkatliydi bu sene. Daha canla başla okudular hepsi.

Altınoluk:

Efendim zâtıâlinizin sıhhati çok müsait olmamasına rağmen düğüne teşrif ettiniz, buraya gelen ziyaretçileri kabul ediyorsunuz. Hangi hâlet-i rûhiye var efendim? Şimdi insanlar gençken, neredeyse dünya başlarına yıkılmış gibi kendilerini tecrit ediyorlar.

- Bunun aksine, ben de telkinat yapıyorum.

Altınoluk:

Siz birşeyler verebilmek için çırpınıyorsunuz. Onu hissediyoruz efendim.

- İşte yılmak yok. Allah için, Hak yolunda nasıl işe başladık, öyle yürütmeye, elimizden geldiği kadar, sa'yu gayret edeceğiz Allah'ın izniyle.

 Altınoluk: Efendim şöyle bir şey var. Sokaklar hakikaten, tabiri caizse, cehennem gibi...

- O cehennemi görmeyeceğiz Allah'ın izniyle. Görmemek daha hayırlı. Fazla gördükçe, insana kasvet basar, tehlike var burda. Bazen gelirler ihvan, şöyleydi, böyleydi derler. Tamam derim. Cenab-ı Hakk bizi elhamdülillah, o kötü badireden kurtarmış. Bundan büyük nimet mi olur, bizler için? Onları en ufak bir ayıplama falan hatırımızdan geçmez.

Altınoluk:

Ayıplamak için bile bakmamak lâzım değil mi efendim? Görmemek lâzım..

- Görmek büyük hata zaten.

Altınoluk:

Efendim bakmamak ve görmemek nasıl mümkün? Diyelim ki gençler bunu nasıl yapacaklar?

- Kalbi kaptırmamak lâzım. Kalbi kaptırmadı mı, yeniden düzelir o, Cenab-ı Hakk yardım eder. Bazı insan böyle işleri çok karıştırır, şöyle oldu, böyle oldu. Şunun başörtüsü var, şunun şurası açık bilmem ne birçok görüşler vardır, kadınlar arasında bilhassa. Ama bunları hiç görmemek en a'lâ yol.

İşte cemiyet, parti, devlet, hükümet, hepsi elle tutulacak tarafları yok şimdi. Ama bu halde biz elimizle tutmaya gayret edeceğiz.

Neşriyatı takib ediyorum, aman birbirlerine nasıl saldırıyorlar. Aman ne saldırma, akla hayale gelmeyecek şeyler. Onların yaptığını da en cahil bir insan yapmaz. Demek ki kuru kuru okumak, zengin olmak kâfi gelmiyor. İlle insan olmak, en başta ölçü o. İnsan Allah önünde diz çökecek, o zaman Allah'ın izniyle gene her işi tamam olur. Cemiyet bugün gene iyi maşaallah Türkiye'de. Mukayese ettiğimizde diğer yabancı memleketlerle. Zaman gelecek inşallah daha da inkişaf edecek. Umduğumuzdan daha fazla Cenab-ı Hakk tahakkuk ettirecek bazı hususları. Bildiğimiz var, bilemediğimiz var. Burada çok acaiplikler var, Cenab-ı Hakk'ın hep hikmeti. Nereye baksan hep hikmet, birbirini takip ediyor.

Her türlü insan olacak, iyisi-kötüsü, dostu-düşmanı bunlar artık görmezden gelinecek sırasına göre.

Altınoluk: Abdülkadir Geylânî hazretleri ile ilgili düşüncelerinizi ve tavsiyelerinizi de almak istiyoruz efendim. Sohbetlerinizde sıklıkla Abdülkadir Geylânî hazretlerinden iktibaslar da yer alıyor, ona ehemmiyet veriyorsunuz. Neden daha çok Abdülkadir Geylânî hazretleri...

- Koskoca gavsûl a'zam. Sözleri demire girse, demiri deler, allak bullak eder. Abdülkadir Geylânî hazretleri böyle muhterem bir zattı. Hatta o zamanın bütün velilerinin ona bağlanmaları için emir geldi. Ona bağlanacaklar bila istisna, büyük küçük yok. Yok onu yapmayanlar zarar görenlerden oldu. Hepsi değerli... Abdülkadir Geylânî hazretleri, Ahmed er-Rufâî hazretleri, İbrahim Düssûkî hazretleri... Hayli böyle büyükler var. Pek çok... Ama ille o, ille o... Onun kabrini ziyaret ettik Bağdat'ta. Kabri de pırıl pırıl parlıyor. Hatta üstazımız orada biraz kendinden geçer gibi oldu. Şevklendi bir müddet.

Altınoluk: Es'ad Erbili Hz.leri de efendim Abdülkadir-i Geylani Hz.lerinin üzerinde çok duruyor Mektubat'ında. Neşeler de birbirini çekiyor herhalde. Daha sonra gelen veliler, kendi neşelerine göre daha yukarıdaki velilerle buluşuyorlar galiba. Sizin Abdülkadir-i Geylani Hz.lerine karşı çok derin bir muhabbetiniz var. Öyle bir tesir olabilir mi efendim?

- Tecellîyi ilâhî türlü türlü tahakkuk ediyor her kulda. Olabilir. İnsan ne zaman darda kalsa, kitabı açıp, Abdülkadir Geylânî hazretlerinin cevabını orada bulur. Aradığı cevabı bulur.

Altınoluk: Efendim sizi daha önceki ziyaretlerimizde biraz daha yorgun görmüştük. Hakikaten bu günkü vaziyetinize, elhamdülillah, çok sevindik. İnşaallah sonraki ziyaretlerimizde sohbetlerimize devam ederiz.

- İnşaallah, Cenab-ı Hakk'tan biz ümidimizi kesmedik. Yaşatacak O, öldürecek O. Tabii biraz daha ömür uzun olup ta, biraz daha hizmet etmek arzu ediyoruz hepimiz.

Altınoluk:

İnşaallah efendim. Maşaallah sizler zaten hizmet için hiçbir mazeret bulmuyorsunuz...

- Bulmam. Mazeret bulmak için sebep de yok. Bazıları mızmızdır, onu çok yaparlar. Hakikaten mızmız olmak yok. Mazeret bulmamak lâzım.