Allahü teâlâ ve tekaddes hazretleri insanı en güzel takvim üzere yaratmış, onun için insana âlem- i asgâr denilmiş. İnsan cismânî ve ruhânî olarak bütün mevcûdâtın hülâsasıdır ve bu kâinat manzûmesinin içinde sedefin ihtiva ettiği nefis bir inci mesabesindedir. Ve Cenâb-ı Hakk hazretleri bütün mükevvenâtı, cemâdat, nebâtat ve mahlukatı insana hâdim kılmışdır. İnsan kendi kıymetini ve mes'uliyetini idrak ettikden sonra himmet ve gayretini yükselterek, lâyık, yüce mertebelere yönelmelidir. O da kesiksiz daimî olarak tevazû üzere tam kullukdur.
Lakin pek az kimse; yalnız Hâlik teâlâ hazretlerinin irfan verdiği basiret ehli olanlar bu inceliği kavrarlar kendi mükerremliğini idrak ederek hayatları müddetince eksiksiz olarak kulluk etmeğe sa'y ü gayret ederler.
"Mürid" sâdık olan tâlib demekdir. Allahü teâlânın sevgisi ile ve O'nun sevgisine kavuşmak arzusu ile yanmakdadır.
Her işinde Allah'dan korkar, titrer, Allah teâlânın sevgisine kavuşturacak işleri yapmak için çırpınır. Her işinde sabr ve afveder. Her geçimsizlikde, sıkıntıda kusuru kendisinde görür. Her nefesde Allah'ını düşünür. Gafletle yaşamaz, kimseyle münakaşa etmez. Bir kalbi incitmekden korkar. Kalbleri Allah'ın evi bilir. Ashab-ı kiramın hepsini (radıyallahü teâlâ anhum ecmain) diyerek iyi bilir. Hepsinin iyi olduğunu söyler.
Muhakkak istikamet, sevgi ve şefkat yoluna yönelmesi gerekir.Bunlarla muttasıf olan sâlik, herkesi sever, şefkat gösterir bu nedenle kalbindeki paslar silinir.
Herkesle geçimli olur; çünkü şefkatlidir, mütevazidir.
İbâdetlerinde kusur etmez; çünkü Allah'ı sever ve Allah'dan korkar.
Muamelâtı temizdir; çünkü bilir ki muâmele temizliği imandan gelir.
Haramdan sakınır; çünkü bilir ki haramla kazanılan rızık insan için mânevî zehirdir.
Akranlarını sever ve onların hizmetinde olur; çünkü bilir ki onları sevmek Üstâzını sevmekdir, onlara hizmet etmek Üstâza hizmet etmekdir, Üstâza hizmet etmek ise Allahı sevmekdir.
Ahlâkı güzelleşir hep iyi huylar kendisinde tecelli eder;
Bunlar da, evrâdını büyük bir agâhlık içinde yapıp, mânevi sohbetlere devamla elde edilir.
Hased, nifak, gıybetçilik, baş olma hırsı,tecessüs, sû-i zancılık gibi kötü huylar kaybolur.
Ancak böyle sâlikler sevilir ve korunur.Böyleleri mürşidlerinin gönüllerine girer, sevilir ve iltifâtına nâil olurlar.
İbrahim Düssukî -kuddise sirruh- hazretleri:
Daha bu yola ilk giren kimse için şöyle anlatırdı:
Yeni mürid ki; daha ilk halinde şer'î emirleri gözetir ve Kur'an emrine göre hareket ederek, emri nehyi bilirse...onun gönlüne hakikate doğru bir yol açılır... hemde sahte değil hakîkî...
Şayet işin başında olan müridin hali anlattığımız gibi olmazsa yani ne emre uyar; ne de yasak tanırsa, onun gönlünde hakiki bir fetih olmaz.
Bir şeyi anlatmak, hiçdir. Anlamak icab eder.Hiç bir zaman için anlatan; anlatdığı mânânın mârifetine eren, onun tam hâmili olduktan sonra konuşan gibi olamaz.
Anlatmak istediğim makama, bazı müşahede ehli olan kimseler de ermiş değildir.
Şöyle ki bazı Hakk’ın yardımına nâil olup bir müşahede âlemine geçenler de vardır.Ne var ki bunlara:
O, erdiğin makamı vasfet dense yapamazlar, çünkü hakiki ve eksiksiz bir zevke sahib olamamışlardır.
Bütün bunları anlatmakdan kasdım odur ki cümle evlâdım zevk ehli olalar... vasfeden, anlatan değil.
Sonra ilimleri esas, Rabbanî kaynakdan alalar, dillerden, satırlardan ve kâğıtlardan değil.
Tasavvufun dikkat edilecek tarafı odur ki,insan sıfat ve sîret bakımından ince ola... yani ahlâken zarif ve kibar ola.. özünde; her gün birbirinden üstün, tecelliye ere ve terakki kaydede... bunlar da acele ile olmaz, yavaş yavaş... yani tedrici bir şekilde.
Büyük velî ârifi-i billah İbrahim Düssukî hazretleri -kuddise sirruh-:
1. Mübtedî sâliklerin Kur'an ahkâmına, emr ve yasaklarına dikkatli olmalarını ancak bu sâyede hicablar kalkıp mânevî dereceler alacaklarına,
2. Bunu nefislerinde tatbik etmeyib de işi lâf canbazlığına dökerek (hal ve zevk ehli olmadıkları halde) devamlı işi menakıbcılıkda yürütmeğe yeltenmelerinin faidesiz olduğunu ifade etmektedirler.
3. Evlâdlarının lâf ehli olmalarından ziyâde zevk ve hal ehli olmalarını,
4. Seyr ü sülûk yolunda olanların sûret ve sîret itibariyle zarif, nazik hüsn-ü hulk sahibi olmalarını istemektedir. Altınoluk Sohbetleri-1