Muhammed b. Amr b. Vakid Eslemi'nin fedakârlığı
İbn-i Saad, tabakatında şöyle anlatdı:
- Muhammed b. Amr b. Vakid Eslemi'nin fedâkarlığı küçümsenemez.
Şimdi kendisini dinleyelim; şöyle anlatdı:
- Bir bayram günü, evime konuk kabul etdim. Hem de hizmetçi kızın:
- Evde yiyecek bir şey kalmadı, demesine rağmen.
Bunun üzerine, bazı tüccar arkadaşlarımdan borç almağa karar verdim. Bir arkadaşıma gitdim, borç istedim. Şöyle dedi:
- Allah'a yemin ederim ki, yanımda şu kesedeki paradan başka, param yokdur, onu al. O kesenin içinde, bin dinar ve iki yüz dirhem para var.
O keseyi alıp eve geldiğim zaman, bir dostum geldi. Kendisi Haşimi idi; yani Resûlü ekrem sallallahü aleyhi ve sellem efendimizin yakınlarından.
Bana ihtiyacını bildirip benden borç istedi.
Bunun üzerine kadınımın yanına gitdim. Durumu kendisine haber verdim. Hâşimînin dediğini de anlatdım.
Ailem bana sordu:
- Bu durumda kararın nedir?
Kararımı şöyle bildirdim:
- Bu paranın bir kısmını ona vermek, bir kısmını da ihtiyacımızı gidermek için harcamak istiyorum.
Bana şöyle dedi:
- Allah adına yemin ederim ki, senin bu yapacağın, insaf ölçüsüne sığmaz. Sen bir pazarcıya gitdin, elinde ne varsa, hepsini sana verdi. Halbuki sana Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin amcasının oğlu gelmiş bir şeyler istiyor, sen de ona elindekinin yarısını vermek istiyorsun, böyle bir şey ne sana yakışır ne de bana, sen o keseyi olduğu gibi içindekilerle ona ver.
Bunun üzerine o keseyi olduğu gibi o Hâşîmi'ye verdim.
O Hâşîmi sözü edilen keseyi aldıktan sonra evine gitdi. Evine gittiği zaman borç veren tüccarı kapısında buldu. Hâşîmi de tuttu, kendisindeki keseyi olduğu gibi ona verdi. Tüccar keseyi alınca, kendi parası olduğunu gördü.
Bu haber bana ulaşdığı zaman, durumu Yahya bin Halid Bermekî'ye bildirdim, bana şöyle dedi.
- Çocuğum şuradaki keseyi bana getir.
Keseyi getirdiğim zaman açıp bakdı ki, içinde on bin dinar var.
Şöyle dedi:
- Bunun iki bin dinarı sana, iki bin dinarı Hâşimî'ye.. İkibin dinarı tüccara.. Kalan dört bin dinarı da kadınına.. sebebine gelince, aranızda en keremliniz o.
(El-hakaikük-ül verdiye tercümesi.
Sahife 226/227)
Resûlü ekrem sallallahü aleyhi ve sellem buyurur:
Abdullah bin Ömer radıyallahü anh'dan:
- Bahillikden kaçınınız, çünkü sizden öncekileri bahillik helâk etmişdir. (Müslim sahihinde)
Fâik kitabında deniliyor ki:
- Bahillik malın hakkını vermemekdir. Farz olan Uşr ve zekâtı vermemek gibi.
Muğni tefsirinde deniliyor ki:
Bahillik yani cimrilik, zekât, sadaka, din kardeşine yardım, akrabasına yardım (Sıla-ı rahm), dilenciye vermek, komşusuna ikrâm, misâfire in'am, çoluk çocuğunu nafaka hususunda sıkmamak, hizmetçilerinin hakkını vermek, âlim ve sâlihlere yardım, gariblere nafaka, düşkünlerin elinden tutmak gibi mala, paraya aid haklarını yerine getirmemekdir. O halde bahillikden kaçınmalıdır. Çünkü insanı helâke götürür. Bâhil bir ekmek veremezken, Allah yolunda canını nasıl verir?
Büyüklerden biri buyurur:"Bahil olduğun müddet, huyca kadın gibisin. Allah'a kavuşmakdan, dâima nasibsizsin. Elinle sen bir kimseye bir ekmek veremezsin. Sokakda erkek gibi nasıl yürürüm dersin." (Mesnevî)
Sallallahü aleyhi ve sellem:
- Cehennemde bahillik isminde bir ağaç vardır. Dalları dünyadadır. Onun dallarından birine tutunanı o dal cehenneme çeker. Kökü cennette olan bir ağaç vardır. Dalları dünyadadır. İsmi cömerdlikdir. Bunun dallarından birine tutunanı bu dal cennete çeker, buyurdu. (Mesâbih ve meşârik'den)
*
Koğuculuk
Sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz buyuruyor:
- Koğucu cennete girmez.
Gene buyuruyorlar:
- İki yüzlüler insanların en şerlilerindendir. Bunlara bir yüzle varırlar, onlara başka bir yüzle varırlar, kim ki dünyada iki sözlü (münafık) olursa, Allah da kıyamet günü ona ateşten iki dil takar.
Nemmamlık: Kötü niyetle veya ahmaklıkla duyulan bir sözü, yahud kimsenin bilmediği, saklanması icab eden bir sırrı ifşa etmekdir. Meselâ bir kimse kendisine güvenir, bir sır tevdi eder, o bunu kendisine bir sermaye yaparak herkese duyurur. Hatta bu kötü huya müptela olanların kendileri de bir çok yalanlar ilave ederek yangına körükle giderler. Aklı selîm sahibi olanların böyle kötü ruhlu insanlarla irtibatı kesmeleri en selim yoldur. Bu gün sana getiren, yarın haberin olmadan senden de bir çok yalan haberler götürür. Bazen en sevdiğiniz kimselerle dahi aranıza soğukluk sokarlar. Bunlar sözle yola gelmezler. Islâhları için Rabb-ül âlemin hazretlerine dua etmek lâzımdır ve şerlerinden de Cenab-ı Hakk'a sığınmalıdır.
Ekrem oğlu Yahya kuddise sirruh der ki:
- Koğucu, nemmam sihirbazdan daha şerlidir. Sihirbazın bir ayda yapamadığını koğucu bir saatte yapar.
Denir ki:
- Koğucunun, yapdığı şeytanın yapdığından daha zararlıdır, zira şeytan yapacağını sadece hayallerle ve vesveselerle yapar, koğucu ise yüz yüze ve göz göre göre yapar.
Allah teâlâ buyuruyor:
- Ayıb araştıran, koğuculukla söz gezdiren kimseye itaat etme. (Sûre-i Kalem, âyet 1)
Allah teâlâ ve tekaddes hazretleri buyurur:
- Ağızdan çıkan (iyi veya fena) her hangi bir sözün üzerinde hassas bir gözetleyici bulunur. (Sure-î Kâf, âyet 18)
Resûlullah efendimiz buyurdular: (Huzeyfe r. anha)
- Ara bozmak için lâf getirib götüren, kimse cennete giremez.
Resûl-ü ekrem efendimiz , iki kabrin yanından geçiyorlardı:
- Bunlar azab görüyorlar, hem de kendilerinin azab görmeleri büyük şey için değildir, dedi. Sonra sözüne devam ederek:
- Evet günahları büyükdür, biri idrardan sakınmaz, iyice taharetlenmezdi, diğeri de koğuculuk ederdi.
Gene Fahri kâinat efendimiz buyurdular: (İbn-i Amr (r.a.)'dan)
- Ashabımın hiç biri, diğeri hakkında hoşlanmıyacağım bir şeyi bana ulaşdırmasın. Çünkü ben sâkin bir kalb ile yanınıza çıkmayı arzu ederim.
Resûl-ü ekrem sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz:
- İnsanlar arasını islâh için yekdiğerine hayırlı söz ulaşdıran veya hayırlı bir söz söyleyen yalancı sayılmaz.
Mus'ab ibn Zübeyr radıyallahu anh buyurur:
- Nemmamın, koğucunun sözünü dinlemek, nemmamlıkdan daha kötüdür. Zirâ gıybete yol açmakdır. Onun sözünü kabul edip inanmak ise gıybete cevaz vermekdir, bilinir ki, insanların arasını bozanın ve söz taşıyanın kötülüğü çok büyükdür, onun sözü sebebi ile kanlar dökülür.
Bir kimse bir hâkime, filân kişi senin hakkında şöyle diyor, dedi.
- Bizi ziyârete geldin ve üç hiyânet işledin. Bir kardeşimi, kalbimde kötü etdin. Her şeyden uzak olan kalbimi meşgûl etdin, kendini de benim yanımda Fâsık ve Hakîr etdin, dedi.
Bir kimse hikmetle konuşan bir hakîmi arıyordu. Bunun için binlerce kilometre yol yürüdü. Bulunca ona:
- Taşdan sert, göklerden geniş, yer küresinden ağır, zemheriden soğuk, ateşden sıcak, okyanusdan engin, yetimden hor nedir? diye sordu.
Buyurdu ki:
- Suçsuza, kabahatsize bühtan (iftira) şerden ağırdır. Hak (doğruluk) göklerden genişdir. Fakirin, gönlündeki kanâat okyanusdan engindir. Hased ateşden daha yakıcıdır. Yakınlık göstermeyen akrabaya, muhtaç olmak zemheriden soğukdur. Kâfirin kalbi taşdan katıdır. Sözüne aldırmayan koğucu yetimden daha hordur.
Allahü Teâlâ ve tekaddes hazretleri buyurur:
- Arkadan çekişdirmeyi, yüze karşı eğlenmeyi ve ayıblamayı âdet edinene şiddetli azâb vardır. (Hümeze 1)
Ömer b. Abdülâziz'in yanında birisi nemmamlık yapdı.
Buyurdu ki:
- Dikkat edelim, yalan söylüyor isen âyeti kerimede: "Fâsıkın sözüne inanmayın" (Hucûrat, 6) diye bildirilenlerdensin, doğru söylüyorsan, Kur'an-ı Kerim'de haklarında: Söz taşımak için yola düşenlere (Kalem 11) diye bildirilenlerdensin. Tevbe etmek istersen afvederim.
- Ey emirel müminin tevbe etdim, dedi.
Süleyman ibn Abdülmelik bir kimseye:
- Sen benim aleyhimde konuşmuşsun? dedi.
- Hayır konuşmadım, dedi.
- Bana âdil ve güvenilir biri haber verdi, dedi.
Zühri orada oturuyordu, buyurdu ki:
- Yâ Emirel mü'minin! nemmam âdil olamaz. Sana bir kimsenin sözünü getiren, senin sözünü de başkalarına götürür. Ondan kaçmak lâzımdır. Aslında onu düşman bilmek lâzımdır. Çünkü onun yaptığı iş hem gıybet, hem hîle, hem hıyânet, hem kin, hem haset, hem nifâk, hem de ara bozuculuk ve aldatıcılıkdır. Bütün bunlar hiyânetdendir.