Hatırlatmalar...

Hatırlatmalar...

Muhterem Sadık DÂNÂ üstadımızın 2.06.1996 tarihinde bir düğün cemiyetinde yaptıkları sohbet

Sohbetimiz kulluk mes'uliyetimizin ciddiyeti üzerine olacak.

Cenab-ı Hak bizi elhamdülillah kendine kul yapmış, Habîb-i edibine ümmet yapmış, bizi bu güzel ve alî yola sevketmiş. Bundan büyük bir seadet de mevzu bahis olamaz. Tekrar elhamdülillah...

Bize düşen vazife bu yolun icabı ne ise onu yerli yerinde isti'mal etmeye gayret etmektir. Yoksa biz dünyaya başıboş olarak gelmedik. Gelişimizin sebebi var. Cenab-ı Hakk'ın biz müslümanları böyle ali yola sevketmesinin kıymetini bilmemiz lazımdır.

İnsan iki kısımdan mürekkepdir; Cesed olan ilk kısım et, kan, kemik vesaireden meydana gelmektedir. Cenab-ı Hak bu tarafa pek ehemmiyet vermemiş. Rabbımızın ehemmiyet verdiği cihet manevi hususlar yani ikinci kısım olan ruh tarafımızdır. Manevi hususlarımızı ıslah etmeğe say-ü gayret edeceğiz. O da durup durduğu yerde olmaz. Bilhassa Rabbımızın izni ile Şeriat-ı Ğarrayı Ahmediyyeye dikkatli olmakla olur. Cenab-ı Hak bize neyi emretti ise seve seve yapacağız. Cenab-ı Hak neyi yasak etti ise seve seve ondan da kaçınacağız. Ashab-ı kiram hazeratının meziyetleri yüksekti. Bu hususlara dikkatli olmuşlar, şeriatın emir ve nehiylerini harfiyyen yerine getirmişlerdir. Bunun için ashab-ı kiram'ın derecesi en büyük velilerin derecesinden daha yüksek olmuş oluyor.

Madem Cenab-ı Hak bizi bu yola sevketti bu bizim için güzel bir fırsat. Bugün çok kimseler vardır; namazını kılar orucunu tutar fakat kabuğunu kırıp manevi yola dönemez. Namazını kılar -ama namaz da tabiî herşeyde olduğu gibi kalite kalitedir- farzını ifa etmiş olur. Fakat Cenab-ı Hakkın istediği şekilde bir namaz olmayabilir.

Bizler zikir dersimize ehemmiyet vereceğiz erken yatacağız, erken kalkacağız. Erken yatıldığı zaman vücud dinlenmiş olur. Akşam yemeğini hafif yiyeceğiz. Bunları yaptıktan sonra seherlerde derslerimizi zevkle ifâ edeceğiz.

Dersimizi yaparken, de havatıra fırsat vermemek lazımdır. İnsanın dili bir taraftan "Allah Allah" der, zihni aklı başka yerdedir. Tabii böyle bir zikir iyi netice vermez. Rabbımızdan başkasına kulluk yok. Başka hiçbir şeye zihnimizde yer vermeyeceğiz, bertaraf edeceğiz. Havatır geldiği zaman üçbeş dakikalık kısa bir rabıta yaptıktan sonra yine kaldığımız yerden dersimize devam ederiz. Ders sırasında uyku geldiği zaman dersin geriye kalan bir kısmını sesli olarak yaparız. Seslide huzur bozulursa tekrar sessizliğe döneriz. Hülasa vazifemiz mühim bir vazifedir. Cenabı Hakka yaklaşmak istiyorsak, Cenab-ı Hakkın has kulu olmak istiyorsak bunu yapmaya mecburuz.

İkinci vazifemiz sohbetlere devam edeceğiz. Sohbetlere iştirak, aşkı ilahiyi kalpde daha ziyade eyler. Sohbetlerde ayeti kerime, ehadisi şerife, evliyaullah menakıbı, diğer eserler okunuyor. Maksat kalpdeki dünya muhabbetinin (dünya muhabeti demek dünya sıkıntısı demektir) alınıp, Mevla muhabbetinin konulmasıdır. Dersimizi seve seve yaptığımız gibi sohbetlerimize de yine seve seve gideceğiz.

Bir diğer husus da ahlakî durumumuza dikkat edeceğiz. Çünkü "Siz nerede olursanız olun o sizinle beraberdir" buyuruluyor. Biz başıboş değiliz, devamlı Cenab-ı Hakkın murakabesindeyiz. Rabbımızın devamlı murakabesinde, yani nazar-ı ilahisinde olan kimse her yaptığı işi ölçülü yapar. Oturması, kalkması, yemesi, içmesi hep yerli yerinde ve verimli olur.

Bu hususlara da dikkat ettikten sonra cemiyete İslamiyete faydalı olacağız. Nasıl faydalı olacağız? Elimizden gelen vazifeyi ifâ ederek. Mali vaziyetimiz müsait ise kesemizi açacağız. Eli sıkılık bilhassa Hak yolunda olanlar için makbul birşey değildir. İlmimiz varsa ehlini bulacağız ve münasip yerlerde onu neşredeceğiz. Cenab-ı Hak isterse ona o fırsatı verir. Hangi meslek erbabı isek kendi mesleğimizde her hususda cemiyete faydalı olacağız. Komşuyu ziyarete gideceğiz, hastalarımızı ziyaret edeceğiz. Cenaze teşyiinde bulunacağız. İnsan niyet ettikten sonra daha nice nice tatlı, güzel ameller işleyebilir. Rabbımız hepimizin muîni olsun.

Bu kulluk vazifelerimizi ne zamana kadar yerine getireceğiz. Ruhumuz cesedimizden ayrılıncaya kadar. "Efendim benim dersim tekamül etti, ben şu murakabe makamına geldim" demek kafi değildir. İnsan mektepden diploma alır, mesela doktor olur ama ismen doktordur. Asıl doktorluk ondan sonra tekamül eder. Çünkü seyr-ü sülükün nihayeti yoktur. "Efendim ben muhabbete geldim, Allah'ın has kuluyum, yan gelip yatayım" denirse bu uygun değildir. Mes'ûliyet artmış oluyor.

Biz herşeyimizi sallalahu aleyhi ve sellem efendimizin adabına uyduracağız. Geçenlerde Bursa'da bir sohbetimizde de söylemiştik, bir insan bütün ömrünü ibadetle geçirse, alnı secdeden ayrılmasa, her gün oruçlu olsa, bütün malını mülkünü Hak yolunda feda etse gene kamil insan olamaz. İlle de Fahri kainat efendimizin yolundan gitmekle mükellefiz. Onun ahlakıyla ahlaklanmaya çalışılacak o ne yaptı ne etti ise onu muhakkak nefsimizde takbik etmeye sayü gayret edeceğiz. Hakiki terakkiyat bununla olacaktır. Bu hususlara da dikkat edeceğiz elhamdülillah.

Dikkat edip tekamül ettikçe Cenab-ı Hak bizlere bütün mahlükata karşı bir şefkat, muhabbet verir. Zaten bir insanın mahlûkata karşı şefkati yok mu o insan çok zayıftır. Hem Hakk'ın kulu olsun, hem Hak yolunda olsun hem de Cenab-ı Hakkın kullarına merhamet etmesin, -hayvanata hatta asilere kadar- o natamamdır.

Daima herkes ile geçimli olacağız. Geçimsiz insan makbul değildir. Ancak nefsini görenler herkesle geçimsiz olur, haddini bilenler hiç kimseyi hor görmez kendini herkesten küçük görür. Küçük gördüğü zaman da tevazu hırkasına bürünmüş olur ve manen tekamül eder. Rabbimiz hepimizi bu güzel yoldan müstefid olanlardan eylesin. Amin.

Üstazımız Mahmud Sami (k.s.) Hazretlerinin hayatı belli. Yirmi beş sene huzuru alilerinde bulundum bir defa şöyle göze görülür bir hatası görülmedi. Her hareketi sallallahü aleyhi ve sellem efendimizin adabına uygundu. Ama bunu herkes yapabilir mi? Herkes yapamaz. Ancak Cenab-ı Hakkın sevdiği has kullar yapabilir. Bize düşen gayretli olacağız, mümkün olduğu kadar yaklaşmaya say-ü gayret edeceğiz.

Cenabı Hakkın verdiği en büyük mevhibeyi ilahiyye de sevmekdir. Cenab-ı Hakk'ı sevmek, sallallahü aleyhi ve sellem efendimizi sevmek, ehlullahı sevmek, ihvanı sevmek, müminleri sevmek, hayvanatı sevmek, sevmek... Sevmek böyle sıra ile birbirini takip ediyor.

Çok mühimdir. Menakıbı hepimiz biliyoruz ama tekrarlamakta fayda var: Ebu Hafs Haddad Hazretleri zamanın kutbu, ümmi ve kutbiyetinden den haberi yok, keşfi açılmamış. Sultanü'l-arifin Beyazıd-ı Bestamî Hazretleri onun kutub olduğunu biliyor ve "bu zatta ne var ki, meziyeti nedir?" diye merak edip ziyaretine geliyor.

"- Ya Ebu Hafs" deyince Ebu Hafs Haddad Hazretleri:

"- Hoşgeldin ya Beyazıd" diye mukabelede bulunuyor. Beyazıd-ı Bestamî Hazretleri;

"- Benim ismimi nereden bildin?" diye sorunca Ebu Hafs;

"- Mü'minlerin ruhu birbirini tanır" diye cevap veriyor. Hasbi hal ediyorlar. Ebu Hafs Haddad Hazretleri"

"- Benim derdim büyük" diyor. Beyazıd-ı Bestami;

"- Ya Eba Hafs senin derdin nedir" diye soruyor. Ebu Hafs Hazretleri;

"- Benim gönlüm istiyor ki bütün mü'minler hatta asîler bile cehennemde yanmasınlar. Cenab-ı Hak benim vücudumu o kadar genişletsin ki Cehennemi istiab etsin hiçbir mü'min cehenneme girmesin" Beyazıd-ı Bestami Hazretleri bildiği halde

"- Ya Eba Hafs bundan sana ne?" diyor. Ebu Hafs da

"- Bana ne mi?" diyor. "Benim hamurum ab-ı şefkat ile yoğrulmuştur. Ben nasıl olurum da onlar böyleyken istirahat ederim", diye cevap veriyor.

Beyazıd-ı Bestami Hazretleri "anladım ki kutbiyet ayrı bir manadır. Fazla ibadet fazla zahiri bilgi ile olmuyor. Ancak mevhibeyi ilahiyye ile oluyor." buyuruyorlar.

İşte bir insan kul olarak kendini her hususta Cenab-ı Hakk'ın emirlerine verirse öyle haller gelir ki çok yüksek mertebelere nail olunur. Ayrıca bizler mertebe aşıkı da olmayacağız. Cenab-ı Hakk'a kulluğa devam edeceğiz. Devam ettikçe Rabbimiz nice güzel halleri bizlere ihsan eder. Böylece hem şefaatçi oluruz hem de kendimizi kurtarmış oluruz. Ve böylece imrar-ı hayat eylemiş oluruz inşaallah.

Bazen Muhterem Üstazımız Efendimiz Hazretlerinin yanında oturduğum zamanlarda fakire kalpden kalbe haller tecelli ederdi. Bilaistisna herkese şefkat... Nitekim İbrahim aleyhisselam Cenab-ı Hakkın Halili. Rabbimiz onu semaya yükseltiyor.

- Ya Halilim kim daha merhametli? diye'sorunca İbrahim (a.s.) biraz o sıfatı kendinde görür gibi oluyor. Semaya çıkınca kendisine arzu sema gösteriliyor, birçok günahkarları görünce tahammül edemiyor.

- Ya Rabbi bunları helak et! diyor. Birkaç defa böyle helak olunca sonra Rabbımızdan ihtar geliyor:

- Ya İbrahim sen benim has kulumsun. Öyle deme zaman gelir bunlar belki ıslah olurlar veyahutta onların sulbünden iyi insanlar gelir veya ben onları affederim buyuruyor.

Onun için biz herkesi seveceğiz ve şefkatli olacağız. Birbirimize karşı hiç gıllü giş olmayacak. Bunun ölçüşü de kendimizin hatasını görmemizdir. Şöyle bir düşünelim; Cenab-ı Hakk'a karşı kulluk yapabiliyor muyuz? Biraz yapabiliyorsak o da Cenab-ı Hakk'ın lütfü ihsanı iledir. Geri kalanı bilgisizlikten başka birşey değil. Bir insan nasıl mağrur olabilir?

Rabbımıza hamd-ü senalar ederiz. Çalışacağız, gayretli olacağız hayatımızı cennet hayatına benzeteceğiz.

Bakınız bütün Türkiye bugün gıllü gış içinde. Ne olacak, nasıl olacak diye herkeste bir telaş var. Ama biz Rabbımıza , gönlümüzü verirsek fazla bir endişemiz olmaz: Türlü türlü tecelliler olacaktır. O zaman da gene Rabbımızın izni ile durumumuzu muhafaza ederiz inşaallah.

Fakat hizmete de devam edeceğiz. Cenab-ı Hakk bakarsınız bir avuç müslümana koca bir kütleye karşı zafer kazandırır. Cenab-ı Hakk herşeye kadirdir, fakat bizler elimizden geldiği kadar yardım edeceğiz. İster yarım hurma ile olsun ister daha ziyade olsun.

Yardıma muhtaç olanlar o kadar çok ki; Bosna - Hersekteki İzzetbegoviçi bilirsiniz. Beş sene harbettiler başlarında bu zat vardı. Şimdi kafirler müslüman olduğu için onu indirmek istiyorlar. İzzetbegoviç indirilirse bütün emekler boşa gidecek, eski vaziyet gelmiş olacak. Bütün harpler cidaller ziyan olacak.

Yine Çeçenistan mesuliyetimiz var. Dünyanın bütün müslümanları Türkiye'den yardım bekliyorlar. Hem ilmi hem mali bakımdan. Geçen gün söylediler Tokyo'daki Camiinin temelini atmışlar daha sonra hiç birşey yapamamışlar. Tokyo neresi burası neresi. Ama her yere yardım etmek lazımdır.

Muhakkak elimiz cebimize gitmelidir. Vaziyeti müsait olmayanlar onbinlira da mı veremezler? Bir simit bugün on-onbeş bin liradır. Böyle hayır işlerinde de say-ü gayret edelim, ihmal etmeyelim inşallah.

Hep bu cemiyetler Rabbımızın ihsanı. Bazen Van'dan, Erzurumdan, Trabzon'dan emsali çok uzak yerlerden gelenler oluyor. Bu kadar uzak mesafelerden gelenler seve seve geliyorlar. Niye? Çünkü bu yolu Cenab-ı Hak sevdirmiş. İşte onun için bütün iş sevgidir. Rabbimiz sevgimizi ziyadeleştirsin. Başta kendisine karşı Habib-i edibine karşı büyüklere karşı müslümanlara ve bütün mahlükata karşı...

Kardeşlerimizi Rabbimiz her hususta terakkî ettirsin. Tevazu ehli eylesin. Kurb makamına erdirsin.

İhlas üzere kulluğuna devam ettirsin. Cenab-ı Hakkın verdiği en büyük nimetlerden biriside kulun kalbine verdiği ihlasdir. İhlas noksan oldu mu bir insan dağlar kadar ibadet etse bile onun ibadeti zayıf olmuş oluyor.

Rabbimiz amellerimizi rızasına muvafık eylesin inşaallah. Amin.