Gâzi Osman Paşa

Gâzi Osman Paşa

Gâzi Osman Paşa, geceleri ancak iki saat kadar uyur, beş vakit namazını mücahid gazileri ile cemaat yaparak eda ederdi. Duanın kabul vakti olan seherlerde daima Kur'an-ı Kerim ile delâil-i hayrat okurdu. Oturduğu mübarek yeşil çadırı, kurşun ve gülle parçaları ile delik deşik olmuş, sanki her tarafından rahmet pencereleri açılmıştı

Doksan üç harbi diye meşhur olan, Osmanlı Rus savaşında 1877-1878 Plevne Cephesi'nin ünlü kumandanı, Tokatlı olup yazıcı oğlu ailesindendir.

Gâzi Osman Paşa'yı bütün dünyaya tanıtan 1877-1878 Osmanlı Rus harbindeki savunma, gayret ve kahramanlıklarıdır. Bu harpte ilk defa kendi buluşu olan, toprağı kazdırarak yaptırdığı akla durgunluk verici tahkimatla ve Plevne cephesindeki müdafaası ile dünya harb tarihine yeni usuller getirmiştir.

Gâzi Osman Paşa sağlam bir bünyeye sahibdi. Sakalları siyahdı. Nurlu çehresinde zekâ ve şecaâtin olgunluğu parıldardı. Mübarek yüzüne dikkatle bakıldığı zaman dine olan muhabbeti,vatan aşkı ve askerlik namusu hemen görünürdü. Sanki şanlı tarihimizin meşhûr şehidlerinin pak ruhları bir araya gelerek, Allahu Teâlâ'nın kudreti ile on dokuzuncu asırda böyle bir gâzide birikmişdi. Gözleri iri ve siyahdı. Gayet temkinli ve uzağı gören bakışları vardı.O gözler bir bakışta yumuşaklık, cömertlik ve asaletin müşahhas bir timsali olur. Celallendiğinde ise yumurta şeklinde bir yakuta dönüşürdü.

İman dolu göğsü, kahramanlıkdan doğan hiddetin galebesiyle, saflar dağıtan bir arslan heybetinde idi. Daima düşünceli görünür, vatanı korumak için canla başla çalışırdı.

Plevne'yi doksan bin Moskof'a mezar yapmışdı. Harb esnasında ordugâh-i Hümayun içinde kılıcını çeker, seyyar bir kal'a gibi başdan başa döner, her hangi bir tabur veya müfrezeyi hücuma sevk ettiğinde, yalın kılıç en önde saldırırdı. Kendisini görenler askerine hem kumandanlık yaptığına, hem de düşmanla kılıç kılıca çarpıştığına şahid olurlardı. Darda kalan askerinin yardımına koşar ve galeyana getirmek için:

- Ey Plevne'nin şanlı arslanları!

Bu günler yiğitlik, kahramanlık günleridir. Vatan ve namusu korumak günleridir.

Milletimiz bize inanıp güvendi. Cihanın gözü Plevne'ye dikildi. Düşman bütün kuvvetini üzerimize yığdı. Biz, dahi Osmanlı'nın şanını gösterelim. Ölmek var, dönmek yok. Muhakkak Plevne bize mezar olacak. Ama yine de zalim düşman bu sevgili toprağa ayak basamayacak. İşte kumandanınız ve kardeşiniz olan Osman, sizin önünüzde şehid olmağa gidiyor. Allah'ını seven arkamdan gelsin!" diye hitab ederdi. Heybet uyandıran bu konuşmasının tesiriyle kahraman mücahidler, korkusuzca düşmana saldırır, Plevne'nin etrafındaki yüksek dağlar ve istihkâmlar adeta yerinden oynardı.

Gâzi Osman Paşa, daima Allahü Teâlâ'ya tevekkül eder, her zaman peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem efendimizin ruhaniyetlerine sığınır, kaza ve kaderin hükmüne teslim olarak her türlü sıkıntıya ve belaya tahammül gösterirdi. Düşmana her hücumunda "Allah Allah" diyerek saldırmalarında, galib geldiklerinde "Elhamdülillah" diyerek Cenâb-ı Hakk'a şükretmelerini askerlerine tenbih ederdi. Askerlerini kendinden ve aile efradından fazla sever, bilhassa Plevne gazilerine hususi bir âlâka gösterirdi.

İslâm aleminin iftihar vesilesi olan o şecaatli gazi, muhasara esnasında askerin erzakının azalmağa başladığını his edince, mu'tad yemeleri terk ve azaltma yoluna giderek, kendisini askerlerinden ayırmamış, onlar gibi, yalnız çorba ve peksimet ile idare etmeğe başlamıştır. Bazan siperleri kontrol ederken, askerlerin yemek saatine rastlar, onlara:

-Bereketli olsun arslanlarım! Misafir alır mısınız? der aralarına oturarak gönüllerini alırdı.

Çok cömert ve kanaatkâr olan Gâzi Osman Nûri Paşa Devlet-i aliyye'nin büyük harb masraflarını azaltmak için, elinden gelen, her şeyi yapar, hatta şahsî maaşından ihtiyacı kadar alır, gerisini uğrunda can verdiği dinine ve devletine hediye ederdi.

Harb esnasında kılıcını elinden düşürmez, kâh istihkamlara atılıp kan deryası içinde, Moskofla pençelenen kahraman gazilerini yakıcı bir sesle teşvik eder, kâh çadır ve kulübeler içine yerleştirdiği Plevnelilerin yanına koşup:

"Korkmayın hemşehrilerim! Allahü Teâlâ düşmanı yine perişan eyledi. Nusret bizimdir. Benim ve yiğit askerlerimin vücudları parçalanmadıkça burada yaşayan din kardeşlerimizin, bir tüyüne bile halel gelmez. Resûlü Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz bizimle beraberdir."diyerek tatlı sözleri ile o mazlumların gönüllerine hayat verirdi.

Gâzi Osman Paşa geceleri ancak iki saat kadar uyur, beş vakit namazını mücahid gazileri ile cemaat yaparak eda ederdi. Duanın kabul vakti olan seherlerde daima Kur'an-ı Kerim ile delâil-i hayrat okurdu. Oturduğu mübarek yeşil çadırı, kurşun ve gülle parçaları ile delik deşik olmuş, sanki her tarafından rahmet pencereleri açılmıştı. Kumandanlardan gelen çadırın yerini değiştirme teklifini reddetmişti.

Gâzi Osman Paşa 11 Eylül 1878'de Ruslarla yaptığı Üçüncü Plevne savaşını da kazanarak Gâzi unvanını aldı. Ancak Ruslar asker ve silah çokluğu yanında devamlı takviye alıyordu. Daha büyük kuvvetlerle Plevne kuşatılınca, hiç bir yerden yardım alamayan Gâzi Osman Paşa, Rus ordusu hatlarını kahramanca yardı. Bu harekâtda Gâzi Osman Paşa'nın atı isabet alarak öldü. Kendisi de bacağından ağır yaralandı. Açlık, hastalık, yardımın gelmemesi ve maiyyetinde her türlü fedakârlığı gösteren askerin harcanmaması düşünceleri Gâzi Osman Paşa'yı teslime mecbur etti. Yarası Viz suyu kenarında bir evde sarılırken, Rus generali Ganetski tarafından esir alındı. Az sonra Rus başkumandanı Grandük Nikola askeri tören yaptırarak, askerlik ve esirlik kaidelerine aykırı olarak, Osman Paşa'nın kılıcını iade etti. Heyecan ve samimiyetle takdir ve parlak savunmasından dolayı tebriklerini bildirdi.

Başkumandan Osman Paşa'ya:

"Şu anda yeryüzünde, bu kılıcı şerefle taşımağa hakkı olan tek insan sizsiniz." demekten kendini alamadı. Ayrıca Osman Paşa'nın huzurunda azami hürmet göstermeğe çalışdı. Kısa bir müddet sonra, Rus Çar'ının bulunduğu karargâha getirilen Osman Paşa, Çar tarafından tebrik edildi.

Rusya'ya trenle götürülürken, trende Rus subayları ile harb ve askerlik san'atı üzerine Fransızca sohbetler etdi. Rusya'ya varışında, ülke içinde istenildiği yere gidebileceği bildirildi. Gâzi Osman Paşa bazı Türk illerini gezdi. Her gittiği şehirde, devlet reislerine yapılan merasimle karşılanıp, uğurlandı.

Gâzi Osman Paşa bir müddet sonra Sultan İkinci Abdülhamid Han'ın teşebbüsleri neticesinde Rusya'dan İstanbul'a döndü. İstanbul'a gelişinde halk tarafından büyük bir sevgi ile karşılandı.

Sultan Abdülhamid Han, göz yaşları içinde alnından öpdü ve kendisine: "Senin benim yüzümü bu dünyada ak ettiğin gibi, Allah da senin yüzünü iki cihanda ak etsin."diye dua etti. Serasker oldu. Yedi yıl bu vazifede kaldıktan sonra, Sultan İkinci Abdülhamid Han tarafından mabeyn müşiri (saray mareşalliği) vazifesine getirildi.

Ölünceye kadar bu vazifede kaldı. Törenlerde padişahın arabasında ve ona karşı otururdu. 1900'de 68 yaşında vefat etti. Kabri Fatih Camii avlusundadır.Türbesini onu çok seven Sultan İkinci Abdülhamid Han yaptırmıştır.

Gâzi Osman Paşa, temiz ahlâkı, kahramanlığı, samimi müslümanlığı ve devlete bağlılığı ile günümüze kadar sevgi ile anılmıştır.

ÖZLEDİĞİMİZ DÜĞÜN

Birinci kolorduyu hümayun baş kâtibi Hikmet Bey diyor ki: Gâzi Osman Paşa'nın ve yiğit askerlerinin kahramanlığını bir mikdar yansıtan şu hatırayı anlatmadan geçemeyeceğim. Bunu bana Kerim Paşa her kelimesini göz yaşı dökerek anlatmıştı:

Gâzi Osman Paşa hazretleri Vidin'de iken İstanbul'dan Ruslara harp ilan edildiğini bildiren telgrafname-i Hümayun geldi. Cennetmekân Sultan İkinci Abdülhamid Han'ın gönderdiği bu telgrafı büyük bir hürmetle alan Paşa, Sırbistan'da nice galibiyetler kazanan ordusunu, bütün komutan ve subaylarını bir meydana topladı.

Sonra telgrafname-i şâhâne'yi son derece şevk ve hürmetle okuduktan sonra açıklayıcı mahiyetde bir hutbe irad eyledi.

Hutbeyi büyük bir heyecanla dinleyen neferlerden dört yiğit, son derece edeb ile ortaya çıkıp selâm durduktan sonra, içlerinden biri, bütün arkadaşlarına vekâleten, Gâzi Osman Paşa'ya, din ve vatan için canlarını vermeğe hazır olduklarını bildirdiler. İbret veren ve askerlik ruhunu tamamıyle yansıtan bu konuşmayı paşalardan biri kaleme alıp mabeyn-i hümayuna telgrafla gönderdi. Türk milletinin askerlik ruh ve şuurunu fevkalade yansıtan konuşma şudur:

Şimdiye kadar bekleyip özlediğimiz, düğün bayramımızın bugün birden bire karşımıza çıktığını bu okunan ferman müjdelemiş oldu. İzin verirseniz bu gece sabaha kadar şenlik yapacağız. Çünkü Cenâb-ı Hakk'ın Kur'an-ı Kerim'de, bize ilâhî nusretini (yardımını) va'ad ettiğini alimlerimizden işittik. Öyle ki, bildirilen âyet-i kerimelerin her biri kalbimizde demirden bir kale gibi yerleşmiştir.

Muharebeyi kazanmanın, askerin çokluğu veya azlığı ile olmadığını atalarımızdan öğrendik. Kumandanın askerine, askerin de kumandanına olan güven ve emniyetiyle küçük bir ordunun nice büyük orduları hezîmete uğrattığını biliyoruz. Sırbistan Muharebelerinde başarılı olmamızın en büyük sebebi, size olan güven, emniyet ve muhabbetdir ki, buna hepimiz şahidiz.

Bunun için babalarımızın kanıyla yoğrulmuş olan vatanın bir karış toprağına, bir değil bin baş feda edip düşmana ayak bastırmayacağımızı ve muhterem padişahımıza muharebeye gelmek zahmetini çekdirmeyeceğimizi kemal-i emniyetle sultanımıza arz etmenizi sizden rica ederiz.


GÂZİ OSMAN PAŞA MARŞI

Adına yazılan Plevne veya Gâzi Osman Paşa Türküsü hâlâ söylenmektedir.

Tuna nehri akmam diyor
Etrafımı yıkmam diyor
Şanı büyük Osman Paşa
Plevne'den çıkmam diyor.

Karadeniz akmam dedi
Ben Tuna'ya bakmam dedi
Yüz bin Moskof gelmiş olsa
Osman Paşa korkmam dedi.

Kılıcını vurdu taşa
Taş yarıldı baştan başa
Şanı büyük Osman Paşa
Askerinle binler yaşa

Düşman Tuna'yı atladı
Karakolları yokladı
Osman Paşa 'nın emrinde
Beşbin top birden patladı.

(Osmanlı Tarihi Ansiklopedisi, c.3; s. 112/115)