Evrâd ve Ezkâr Titizliği

Evrâd ve Ezkâr Titizliği

“Az yapılan zikir, kalbin yumuşamasına kâfi gelmez. Kalp çok zikirle yumuşar. Hiç bir şey buna mâni olmamalıdır. İnsanın mükerrem oluşu, zikr-i daimî ile tecelli eder. Beden bununla nurlanır, temizlenir. Her uzvun kendi zikri vardır. Bunların hesi, bedenin zikrini ve devamlı huzuru kazandığı zaman, insan vücudu artık toprağın içinde çürümekten kurtulur.

Seherlerde kalkıp dersimizi seve seve ve büyük bir aşkla yapmamız lazımdır. Neşesizlik ve huzursuzluk içinde yapılan dersten tam semere alınmaz.Manevî dersimizi yaparken de havâtıra fırsat vermemek lâzımdır. İnsanın dili bir taraftan "Allah Allah" der, zihni, aklı başka yerdedir. Tabiî böyle bir zikir iyi netice vermez. Rabbimizden başkasına kulluk yok. Başka hiçbir şeye zihnimizde yer vermeyeceğz, herşeyi bertaraf edeceğiz. Hülâsa vazifemiz mühim bir vazifedir. Cenâbı Hakk'a yaklaşmak istiyorsak, Cenâb-ı Hakk'ın has kulu olmak istiyorsak bunu yapmaya mecburuz.

Kul, mâsivaya gönlünü kaptırmadan Kur'an-ı Kerim ahkâmına, sünnet-i seniyye ittibaına e evradlarının ulvîliğini idrak edip onları itina ile yapmaya devam ettikçe, Cenâb-ı Vâcibü'l Vücud Hazretlerinin inâyeti ile ihlâsı tezâyüd eder, îkanı tezâyüd eder, tam manasıyla istikâmet ehli olur.

Mânevi dersler, sathî çalışmadan ziyade gönül alemiyl ilgilidir. Bizler zikrederken mutlaka Cenâb-ı Hakk'a gönlümüzü vereceğiz. O hususa çok dikkat etmek gerekiyor. Cenâb-ı Hak'la başbaşa kaldığımız zaman, sanki Rabbimiz yeryüzünde tek bizi yaratmış gibi bir halet-i ruhiyede olacağız. Zikrederken zikrin tadnı çıkartmalıyız. Acele acele «Aman ben dersimi yapayım da rahata kavuşayım», gaye bu olmamalıdır. Gündüzleri de yine zikre sabahtan akşama kadar devam edeceğiz. İşimiz gücümüz buna mani değildir. Ağzımız kapalı olarak, elimizde tespih olmadan günlük işimzle de meşgul olarak gönlü Cenâb-ı Hakk'a vereceğiz. Şoför arabasını kullanır, muhasebeci defterini tutar, tüccar aklı başında olur, bilir ki kendisi emanetçidir, malını alır satar, fakat bu işler yapılırken gönül Allah ile olur, O'nu anarsa, zikir yapılmş olur.”

"Seher vakti ne lahûtî bir zamandır; Allahü Teâlâ'nın kullarına bahşettiği en mühim ikraıdır, mânevî ziyafetidir. Bütün Hak âşıklarının, kışın sıcak yataklarını terkedip, gönüllerini Hâlık Teâlâ'ya verdikleri, kudsî, ulvî anlarıdır. Göz yaşları ile namaz, niyaz, istiğfar, tefekkür, zikrullah ile nefislerinden çıkıp, Rabbu'l-âlemîne samimiyete iltica ettikleri demleridir. Bu manevî ziyafetten istifâde etmek isteyen, gereğini yerine getirmesi lâzımdır. Bunun için gece geç vakitlere kadar oturup, seher vaktinin kadrini bilmeyenlerden olmayalım.

Bu öyle bir vakittir ki, feyz-i ilâhî yağmur gibi emâdan nüzul suretiyle, seherîlerin kalplerinde tecelli eder. Bütün ruhâniyet ve melâike-i kiram hazeratı da iştirak ederler. Gece kılınan iki rekat namaz, gündüz kılınan (farzlar hariç) bütün namazların fevkindedir.

Seher vakti, gafil zümrenin uyuduğu, gnül sultanlarının samimiyet ve tevazu ile Rableriyle hemdem oldukları bayramlarıdır. Manevî terakkiyât; ilerleme vesilesidir.

Gece, vücut istirahat ettiği, dinlendiği için zindedir. Sâlim, mâsivâdan silinmiş bir kalple yapılan murakabe, tefekkür neticesi larak, insan kitaplarla elde edemediği, öğrenemediği bir çok ruhânî bilgilere sahip olur.

Gece ibâdetini kolaylaştıracak sebeplerin en kuvvetlisi, Allah sevgisi ve imân kuvvetidir. Çünkü gece namaz kılan insan, okuduğu her kelime ile Allah Teâlâ ve Tekadds Hazretlerine münacaatta bulunduğunu, hatta kalbinden geçenlere de Allâh'ın agâh olduğunu, kalbinden geçen hatıraların ilhâm-ı ilâhî olduğunu bilir. Allahu Teâlâyı seven kimse, elbette O'nunla tenhâda kalmayı ister ve sevgilisi ile münacaattan da zevk alr. Bu zevk onu, kıyamını uzatmasına sevk eder.

İnsan uykudan uyanınca, gönlü fıtrî sâfiyetine dönmüş olur. Bu yüzden gönlün, zikr-i ilâhî'den gayrı şeyle meşgul olarak değişmesine, uyandığında fıtrat nurunun zail olmasına fırsat verilmemelidir. Gönülde maivânın yer tutmasından korkarak, mümkün mertebe Allâh'a iltica etmek gerekir. Çünkü bu işin ölçüsü Allâh'a ilticadır. Bu ölçü sayesinde nurlu yol bulunur. İlahi nefhalara erilir.

Gece namazına mani olan şeylerden bazıları, dünya işlerine fazla itina gösteerek onlarla çokça meşgul olup azaları yorgun düşürmek, halkın arasına karışıp fuzûli, faidesiz sözler konuşmak... Gece kalkmaya muvaffak olan kimse ise, vaktin değerini bilen, hastalığının şifasının ne olduğunun farkında olan kimsedir. Böyle olan kimse ihmlkâr davranmaz, ihmal ederse ihmale uğrayacağını bilir.”