Allah Teala ve tekaddes Hazretleri buyurur;
"Onu göreceğiniz gün, her emzikli kadın, emzirdiğinden geçer ve her yüklü kadın çocuğunu doğurur, insanları hep sarhoş görürsün! Halbuki sarhoş değillerdir, fakat Allah'ın azabı çok şiddetlidir." (el-Hac,2) "Yapdıklarının cezası olarak, bundan böyle az gülsünler çok ağlasınlar" (Tevbe, 82)
"Eğer küfretdiğiniz takdirde, çocukları ak saçlı ihtiyarlara döndürecek günden nasıl korunacaksınız?" (Müzzemmil, 17)
"Gökyüzü yarıldığı yıldızlar döküldüğü denizler birbirine katıldığı, kabirlerin içindekiler dışarı çıkarıldığı zaman; insanoğlu yapıp gönderdiklerini ve yapamayıp geride bıraktıklarını bir bir anlar."
"Ey İnsan seni yokdan yaradan, düzgün yapılı ve endamlı kılan, sana ölçülü dengeli davranma imkânı veren (maddi, akli yapıda seni en üstün kılan) seni dilediği en güzel şekil ve biçimde terkib eden ihsanı bol Rabbına karşı seni aldatan nedir?"
"Evet, gerçek o ki: Israrla dini yalanlıyorsunuz, şunu iyi bilin ki üzerinizde muhafızlık eden değerli katipler vardır. Onlar yapmakda olduklarınızı bilir yazar."
"İyiler muhakkak cennet içinde olurlar. Kötüler de cehennem içinde. Onlar en büyük mahkemenin kurulduğu kıyamet gününde oraya girerler. Onlar hiç bir şekilde ateşten uzak kalamazlar."
"Ceza günü nedir? Bilir misin? Nedir acaba o ceza günü, hiç kimsenin başkasına hiç bir hususda fayda ya da zarar vermeğe malik olmadığı gündür, o gün emir Allah'ındır." (el-İnfitar, 1-19)
Gene buyuruyor:
-Gök yarıldığı, Rabbini dinleyip ona yaraşır şekilde boyun eğdiği, yer uzatılıp düzlendiği, içinde bulunanları atıp boşaldığı, böylece Rabbını dinleyip ona hakkıyla itaat ettiği vakit (insanoğlu yapdıkları ile karşılaşır). Ey insan oğlu! Şüphe yok ki sen Rabbına doğru çaba göstermektesin (ve ona varacaksın) kimin kitabı sağından verilirse kolay bir hesabla hesaba çekilecek ve sevinçli olarak ailesine dönecek. Kimin hesabı arkasından verilirse, derhal yok olmağı tercih edecek ve alevli bir ateşe girecek. Bilinsin ki, dünyada ailesi içinde (mal-mülk sebebiyle) şımarıkdı. (İnşikak, 1-13)
Bu âyetlerden gerekli ibret dersi almayanlar, ölümle kendilerini azabın ve ateşin içinde bulacaklar. Halbuki onlar zenginlik ve refah halinin devam edeceğini yeniden dirildikleri takdirde dünyadaki durumlarına göre dirileceklerini sanıyorlardı. Sonuç umdukları gibi olmayacak.
Temim Dârî hazretlerinin aşağıdaki âyeti kerimeyi bir gece sabaha kadar tekrar tekrar okuduğu ve ağladığı rivayet edilir:
"-Yoksa kötülükleri işleyenler, kendilerini, imân ederek iyi amel ve hareketlerde bulunanlar gibi yapacağımızı dirim ve ölümlerinin bir olacağını mı sandılar? Hükmede geldikleri bu şey ne fena." (Câsiye, 21)
Yahyâ Râzî bin Muaz kuddise sirruh buyurdu ki:
-Ey insanlar! Unutmayınız, yarın mahşer yerine bölük bölük, dört bir yandan geleceksiniz. Allahü Teâlâ'nın huzurunda hesaba çekileceksiniz, yaptıklarınızın hesabını harfi harfine vereceksiniz.
Hesabını vermeyen günahkârlar, yaya olarak ve sıkıntı içinde bölük bölük cehenneme sevk edilirler. Hesabını veren Allahü Teâlâ'nın sevgili kulları ise, rahat içinde cennete sevk edilirler.
Kardeşlerim! Mahşer günü hasret ve nedamet günüdür. O gün ta'rif edilemeyen büyük bir gündür. O gün amellerin tartıldığı, dünyada yapılan bütün iyiliklerin ortaya döküldüğü, gizli saklı hiç bir şeyin kalmadığı bir gündür. O gün feryatların yükseldiği bir gündür.
O gün hilekârların, riyakârların ortaya çıkacağı, kimin ne olduğunun belli olacağı bir gündür.
O gün bir takım insanların yüzleri beyaz, bir kısmının ise, simsiyah olacağı bir gündür.
O gün kimsenin bir başkasına yardım edemeyeceği ve hiç kimsenin, hile yapıp tuzak kuramayacağı bir gündür.
O gün ananın, babanın evlâddan ve evlâdın ana babadan kaçacağı, birbirine hiç yardım edemeyeceği bir gündür. O gün zalimlerin yalvarmalarının, sızlanmalarının fayda vermeyeceği, her nefsin ancak kendini düşüneceği bir gündür.
Hakim kuddise sirruh buyurur ki:
-Şu üç şeyden başka birşeye ihtimâm gösteren veya o üç şeyden başka birşey için kederlenen kişi hüznü de süruru da bilmiyor demektir.
Bunlardan biri: Ömrünün imânlı olarak son bulup bulmayacağı hususunda kederlenmek ve endişelenmekdir. Kişi bu hususda kederlenmeli, endişelenmeli ve bu dünyadan imânlı olarak göçebilmek için her türlü gayret ve ihtimamı göstermelidir.
İkincisi; Allah'ın emirlerini tam olarak yerine getirip getirmediği hususunda kederlenip endişelenmektir. Kişi bu hususlara kederlenmeli, endişelenmeli. Ve Allah'ın emirlerini tam olarak yerine getirebilmek için, her türlü ihtimam ve gayreti göstermelidir.
Üçüncüsü: hasımlarından yakasını kurtarıb kurtaramayacağı hususunda kederlenip endişelenmektir.
Allah Teâlâ ve Tekaddes hazretleri buyurur:
"-Onlardan birine ölüm gelince, "Yâ Rab! Beni dünyaya döndür de bırakdığım amellere mukabil iyi işler yapayım "der.
Hayır, hayır! Bu onun diline doladığı bir sözdür. Haşrolunacakları güne kadar onların arkalarında berzah vardır. -dönemezler- Sûr üfürülünce, o günde aralarında nesebler kalmaz. Birbirlerinin hallerini araşdırıp soramazlar. Her kimin mizanı ağır gelirse, işte onlar, felâh bulmuşlardır. Her kimin mizanı (tartısı) hafif gelirse, işte onlar da kendilerini ziyana uğratmışlardır. Cehennemde daim kalırlar. Bunların yüzlerini ateş yalar da sırıtır, dururlar.
Onlara, "Benim âyetlerim size okunurdu da onları yalanlar dururdunuz." denir, onlar da derler ki;
"Ey bizim Rabbımız! Şakâvetimiz -bedbahtlığımız galebe etti de sapkın bir kavim olduk. "Ey Rabbimiz bizi buradan çıkar; eğer tekrar evvelki halimize -küfre dönersek kendimize zulmetmiş oluruz.
Allah buyurur ki "orada zelil ve hakîr bir halde susunuz; bir şey demeyiniz. Çünkü kullarımdan bir taife, Ey Rabbımız! İmân etdik bizi yarlığa ve bize acı. Sen merhamet edenlerin hayırlısısın" dedikleri halde siz onları, o derece alaya aldınız ki, onlar size benim zikrimi unutturdular. Onlara gülerdiniz. Sabretdiklerinden dolayı bugün onları mükafatlandırdım. Onlar muradlarına ermişlerdir." (Mü'minûn, 99-111)
Allah rahmet eylesin İbrahim Teymî şöyle der:
-Mü'min olub da hüzünlenmeyen ve korku içinde bulunmayan birisinin cennet ehlinden olmamasından endişe edilir. Zira ehli cennet, cennete girince şöyle derler:
"-Biz bundan önce dünyada, ailelerimiz içinde akıbetimizden korkanlardık." (Tûr 26)
Bir gün Resûlü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Cebrâil aleyhisselâm'dan cehennemi sordu.
Cebrâil aleyhisselâm uzun uzun cehennemi anlatdı. Peygamber efendimiz anlatılanlara dayanamayıp bayıldı. Ayıldığında buyurdu ki:
-Ey Cebrâil, böyle şiddetli, felâketli yere benim ümmetim girecek mi?
-Evet,ümmetinin büyük günah işleyenleri cehenneme girecekdir.
Bunun üzerine Resûlü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, çok ağladı. Sonra odasına çekildi, sadece namaz için dışarı çıkıyor, bunun dışında kimseyle görüşmüyordu. Peygamber efendimizin dışarı çıkmasının üçüncü günü Hazreti Ebûbekir radıyallahu anh, kapısının önüne gelerek:
-Resûlullah'ı görmek mümkün mü? diye seslendi, fakat içeriden bir cevap gelmeyince, ağlayarak oradan ayrıldı.
Sonra Hazreti Ömer radıyallahu anh gelip aynı sözleri söyledi. Ona da cevab gelmeyince, ağlayarak oradan ayrıldı.
Sonra Selmân-ı Fârisî radıyallahu anh geldi. Ona da bir cevab verilmeyince, ağlayarak
Hazreti Ali radıyallahu anh'ın evine gidib durumu anlatdı. Hazreti Fâtımâ radıyallahu anhâ hane-i saadete koşdu:
-Ey Allah'ın Resûlü ben, kızınız Fâtımâ'yım, dedi Resûlü ekrem efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, o anda secdeye kapanmış ümmeti için ağlıyordu. Hazreti Fâtımâ, kapı açılıb içeri girince babasının ağlamakdan yüzünün sarardığını,
avurdlarının çökmüş olduğunu gördü.
-Babacığım! Size böyle ne oldu? diye sordu.
Resûlü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:
-Ey Fâtımâ! Bana Cebrâil gelib, cehennemi, tabakalarını anlatdı. Ümmetimden büyük günah işleyenlerin, cehenneme atılacağını bildirdi. İşte beni ağlatan kederlendiren budur.Sonra Hazreti Fâtımâ Muhammed (s.a.) ümmetinden günah işleyenlerin cehenneme nasıl gireceklerini sordu. Resûlü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle anlatdı:
-Günahkârlar tutulub cehenneme götürülürken "Ya Muhammed... Ya Muhammed" diye bağırarak giderler. Fakat cehenneme yaklaşıb cehennem melekleri görününce, bunu unuturlar.
Melekler:
-Sizler kimlersiniz? diye sorarlar.
-Biz kendilerine, Kur'an inmiş olanlardan ve Ramazan'da oruç tutanlardanız, derler.
Melekler de:
-Kur'an-ı Kerim Muhammed aleyhisselâmın ümmetine inmişdir, derler.
Bunun üzerine peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin ismini hatırlayıb:
-Bizler Muhammed aliyhesselâmın ümmetindeniz, derler.
Melekler de:
-Kur'an-ı Kerim'deki Allah teâlâ'ya âsî olan kimselerin hallerini bildiren âyetlerden, haberiniz yok muydu, diye sorar. Onlar da:
-Vardı. Fakat gaflete geldik, şeytana uyduk, derler. Hallerine çok üzülürler. Meleklerden izin isteyib hallerine uzun uzun ağlarlar. Gözyaşları kalmaz, gözlerinden kan akmağa başlar.
Sonra melekler onlara derler ki:
-Bu ağlamanız boşunadır. Eğer dünyada böyle ağlasaydınız, faydası olurdu. Şimdi burada ağlamazdınız.
Sonra meleklere emir gelir:
"-Atın onları cehenneme!"
O müthiş günde mahlûkâtın o andaki izdihamını düşün! Yedi kat gök ve yedi kat yer ehli, melekler, cinler, insanlar, şeytanlar, vahşi hayvanlar, kuşlar orada toplanacaklar. Güneş sıcaklığı artmış olarak üzerlerine vuracak, muhlûkâtın tepesine iki yay kadar yaklaşacak. Mahşer yerinde, kâinatın mutlak sahibi Allah'ın arşının gölgesinden başka hiç bir gölge kalmayacak. Onunla da ancak Allah'a yakın olanlar, Allah'ın ahlâkı ile ahlâklananlar gölgelenebilecek. Güneşin harareti, eritecek derecede olacak. Kişi sıcakdan şiddetle sıkılacak. Sonra mahlûkat itişip-kalkışacak, izdihamdan birbirlerini itecekler, birbirlerini çiğneyecekler. Bu izdihama, bir de Allah'ın huzuruna sevkedilirken, utanma hissinden meydana gelen sıkıntı eklenecek. Her kılın dibinden ter fışkıracak. O mahşer yerinin temiz toprağı üzerine akacak. Bu terlerden su birikintileri hasıl olacak. Herkesin Allah yanındaki derecesine göre yükselecek. Bazılarının dizlerine kadar, bazılarının beline, bazılarının kulak memelerine kadar çıkar.
Bazıları da içinde kaybolacak derecede ter suyuna batarlar.
Hiç sevabı olmayan için cehennemden siyah bir boyun uzanır. Kuşun yem devşirdiği gibi bunları toplar, devşirir ve ateşe atar. Ateş oları eskitir, çürütür. Bu arada onlara, bedbaht olduklarına, artık bundan sonra saadet görmeyeceklerine dair nidada bulunurlar.
Hiç günahı olmayanlar için:
Bir nidacı bunlara nida eder ve der ki:
-Her hâl ü kârda Allah'a şükredenler ayağa kalksın!
Bazan iyi ameller, bazan da günah işleyenler
Çoğunluğu teşkil ederler. Sevablarının mı, yoksa günahlarının mı çok olduğunu bilmezler Allahü Teâlâ kimin savabının veya günahının çok olduğunu bilir. Fakat kullara da bildirmek için amellerini onların gözleri önünde karşılaşdırır. Taki afvederse bunun bir lutfu olduğunu, cezalandırırsa bunun da kendisinin adaletinin icabı olduğunu göstermiş olsun. Mizan kurulur, gözler amel defterlerine dikilir. Bu an öyle korkulu bir andır ki akıllar durur.
Peygamber efendimiz buyurmuşlardır ki:
-"Ey benim kızım Fâtımâ-ı Zehrâ! Canını cehennem ateşinden kurtarmağa çalış. Zira ben ahiretde farz ve vacibleri terk ve yasak olan şeyleri işlemeniz sebebiyle, azaba sürüklenmenizi, Allah dilerse -üzerinize gelecek azab ve cezayı defedip uzaklaşdırmağa muktedir değilim. Yine de ben dünyada akrabalığı terkedemem. Onlara ikram ve iyilikde bulunurum. Size nisbetle öyle bir kimseye benzerim ki evlad ve ailesi üzerine gelecek bir düşmanı gördüğü zaman saldırısından aile ve çocuklarını korumak için "kaçınız" veya "gizleniniz" diye nasıl bağırıp çağırırsa ben de size ancak bu kadar yapabilirim. Artık ötesi size aiddir."
Resûlü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz bu mübarek kelamları ile, ehl-i beytinin, akrabalık ve hısımlığa dayanarak imân ve itikadda zayıflık ve kararsızlık, müslüman vazifelerinde tenbellik ve ihmal göstermemeleri, güzel ve iyi amelleri terketmemelerini buyurmaktadır.
O şiddet gününde mazlumlar, zalimlerden haklarını alacaklardır. Resûlü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretleri ashabı kiram hazretlerine hitaben:
-Zalim olmayınız, mazlum da olmayınız, buyurmuşlardır. Zaruret olursa mazlum olmağı tercih etmelerini tenbih buyurmuşlardır. Kimsenin kimseye faidesi olmadığı o zaman için hazırlık yapmalıyız.