Ey insanoğlu! Çocuğu dünyaya getiren sensin! Gökler ötesi alemlere yükseltmek de senin vazifendir. Onun cisminin sağlığına ehemmiyet verip üzerinde titrediğin gibi kalbî ve ruhî hayatı için de titre. Merhamet, et kurtar o bîçareyi Allah için! Ve zebil olup gitmesine fırsat verme. (Nil Takvimi, 4 Ocak 1992)»
En büyük eğitim yuvası, ana okulu, ilk veya orta dereceli okullar veya üniversite değil, ailedir. Çocuklar için en önemli eğitim, aile yuvasında edineceği millî kültür, millî anlayış ve görgüdür. Bu bakımdan çocuklarımız üniversiteye dahi devam etseler, onları asla başı boş bırakmamalı, yanlış hareketler yapmalarına engel olmaya çalışmalıdır. (Türkiye Takvimi, 24 Ekim 1988)
Çocuklar, ana-baba elinde birer emanettir. Çocukların saf ve temiz kalbleri bir cevherdir. Temiz bir toprak gibidir. Temiz toprağa ne ekilirse onun meyvesi alınır.
Tahrim Süresinde mealen:
"Kendinizi, evlerinizde ve emirlerinizde olanları ateşden koruyunuz!" (Ayet, 6) buyuruldu.
Anne-babanın, evladlarını cehennem ateşinden koruması, dünya ateşinden korumasından daha önemlidir. Cehennem ateşinden korumak da imanı, farzları, haramları öğretmekle, ibadete alıştırmakla ve dinsiz, ahlaksız arkadaşlardan korumakla olur. Bütün kötülüklerin başı, kötü arkadaştır.
Evladına, Allahü Teala'yı ve peygamber sallallahu aleyhi ve sellem efendimizi öğretmeyen, sevdirmeyen, ana ve babalar onun hem dünya hem de ahiret katili sayılır.
Evladına dinini öğretmeyen ana-baba, dünyanın en merhametsiz insanlarıdır.
Çocuk üşümesin, uykusuz kalmasın deye onu namaza kaldırmamak cinayetlerin en büyüğü sayılır. Bu iyilik değil ona karşı en büyük kötülükdür. Bundan daha büyük bir budalalık tahayyül edilemez.
Doktor hastasına merhamet etdiği için, icabında onu bıçağın altına yatırır ve ameliyat yapar. Bu doktorun gayesi bu ameliyatla onu sıhhatına kavuşdurmak ve rahat etdirmekdir.
Ana-baba merhametli iseler, evladlarını seviyorlarsa evvela dinlerini öğretirler, sonra da dünya ile alakalı ilimleri. Dinlerini öğretmeyi ihmal edip dünyada yalnız para kazanılacak bilgileri öğretirlerse merhametsizlerin en merhametsizleri oldukları meydana çıkar.
Kaldı ki evladına karşı merhametli olmak demek, kendisine de merhamet etmek demektir. Çünkü ana ve baba da çocuklarına dinini öğretmedikleri için yanacaklardır. Yani çocuğuna İslamiyeti öğreten, kendisi de cehennemden korunmuş olacaktır.
Dini terbiye vermeden evlad yetişdirmek, sobada yakmak için ağaç yetişdirmek gibidir. Allahü Teala'nın verdiği her ni'metin şükrünün yapılması lazımdır. Şükrü yapılmazsa elden gider. Evlad nimeti, Cenab-ı Hakk'ın verdiği güzel nimetlerdendir. Eğer çocuk İslam itikadı ve İslam terbiyesi ile yetiştirilmezse, nimetin şükrü yapılmamış olur. Ayrıca emanete hiyanet edilmiş olur. Allahü Teala, hepimizi küfran-ı nimetten ve emanete hıyanet etmekden muhafaza buyursun. Amin.
Çocuk terbiyesine üç yaşında başlanmalı, "daha ufakdır, anlamaz" gibi düşünce ve sözleri bırakmalı. Nebata filiz halinde iken, eğib, bükmek, şekil vermek kolay olur. Büyüdüğünde sertleşir, eğilmez, bükülmez olur. Yani İslamî terbiyesi ihmal edildiği için, iş zorlaşmış olur. Anne-baba anlayışlı olursa çocuklarının ruhî gelişmeleri hususunda gayretleri boşa gitmez.
Bilhassa o ciğerpareleri yanında, ister yemekde, ister herhangi bir yerde daima Allahü Teala'nın büyüklüğünden, gene kainatın yaratıcısı olduğundan, teneffüs etdiğimiz havadan, güneşden hülasa bütün istifade etdiğimiz yemekler, içmekler, giyimler daha nice nice nimetlerinden bahsetmeli. Sebeb-i Necatımız Resulü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin Allahü Teala'nın Resulü olduğunu, O gelmemiş olsaydı, Allahü Teala ve dinimiz hakkında en ufak bir bilgimiz olamıyacağını, bu bakımdan O Resulü, efendimizi ve Allahü Teala ve Tekaddes hazretlerini can u gönülden, her şeyden fazla sevmemiz icab etdiğini sık sık tekrar etmelidir.
Allah'ını, peygamberini seven bir gönülden, iyilikden başka birşey beklenemez.
Resulü ekrem efendimizin, İslamiyeti yaymak için yapdığı gazalarını, fedakarlıklarını ve nihayeti olmayan o güzel ahlakını anlatmalı.
Resulü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuşdur ki:
- Her çocuk İslam fıtratı üzere doğar, fakat sonra, ebeveyni yahudi, nasrani (hristiyan), mecüsi ise evladını da yahudi, nasrani ve mecüsi yapar.
İnsanlarda, din duygusunun, hakikat aşkının fıtrî oluşu, daha çocuk iken, o hayat ile mücehhez olması, akıllara hayret verecek, bir kudret-i fatıra-i Subhaniyedir.
Binaenaleyh, ana-baba fıtrat-ı İslam üzerine Cenab-ı Hakk'ın kendilerine bahş ve ihsan buyurduğu evladına, dini terbiye vererek akidesini talim ve telkin etmekle ve yahud okutdurmakla vazifelidir. Bu vazifelerden dolayı Cenab-ı Hakk'a karşı mes'uldür.
Resulü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretleri nitekim bir hadis-i şeriflerinde:
- Ey ümmetim! Sizin hepiniz çobansınız. Ailenin her ferdi öbürlerine karşı bir takım vazifelerin ifasıyla mükellefdir. Bu vazifelerden dolayı Cenab-ı Hakk'a karşı sorumludur, buyurmuşlardır.
Devamla:
- Zevc (erkek) çobandır, aile halkının nafakasından ve terbiye-i diniye ve ahlakıyesinden sorumludur. Ve zevce (kadın) dahi kendisine emanet olarak verdiği, aile yuvasının hüsnü muhafazasından ve keza evladının dini terbiyesinden mes'uldür, buyurularak, ana-babaların Allahü Teala'nın bir emaneti olarak verilen çocuklarına karşı sorumlulukları beyan edilmiştir.
Emanet, kendisine verilen herşeyi hüsnü isti'mal etmek, yani yerli yerinde kullanmakdır. Zıddı ise hıyanettir. Bu hususda pek çok ayet ve hadis- şerif mevcuddur.
Ayet-i kerimelerden bazdan aşağıdadır:
- Ey iman edenler! Sakın bile bile Allah'a ve Peygambere hıyanet etmeyiniz, aranızdaki emanetlere de hıyanet etmeyiniz. (Enfal, 27)
- Allah size emanetleri ehline vermenizi emir ediyor. (Nisa, 58)
- O mü'minler ki, emanetlerine ve ahidlerine riayetkardırlar. (Mü'minün, 8)
Allahü Teala'nın her emir etdiği ve yasak buyurduğu her şey ayrı ayrı emanetlerdir. Kim ki bu emanetleri yerli yerinde hüsn ü isti'mal ederse muttekîlerden sayılır. Hazret! Enes radıyallahu anh'ın rivayet etdiği bir hadis-i şerifde, bir gün ashabı kiram:
- Ya Nebiyallah! Muhammed'in en yakını kimdir? dediler. Resulü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:
Her muttekidir. Ben her muttekinin ceddiyim.
ÇOCUK TERBİYESİNDE ÖLÇÜLER
Aile ocağında, evladın dünyaya gelmesiyle, evlad hakkı, evvela evladına güzel bir isim vermekle başlar.
Bir hadis-i şerifde:
- Evladın ana-baba üzerinde hakkı güzel isim verilmesi, Kur'an ve feraiz-i diniyesini talim etmek ve evlenme çağına geldiğinde evlendirmekdir, buyurulmuştur. Öğretmekle, talim etmek arasında fark vardır. Şimdi çok ana-babalar, talim hususunda ihmalkar oluyor. Talim demek, öğrendiği şeyi tatbik etmekdir. Hoca tutarlar, hoca efendi aylarca gelir gider.
Diğer bir hadis-i şerifde:
Evladınızı üç hasletle terbiye ediniz:
Peygamberimize muhabbet,
Ehl-i beytine muhabbet,
Kur'an kıraeti.
Zekî, akıllı kimseler, çocuklarının terbiyesi
hususunda itidalli hareket ederler. Ne fazla şımartırlar, ne de ürkütürler. Lüzumundan fazla korkutmazlar. Çünkü fazla korku çocuğun, anaya-babaya karşı sevgisini azaltır. Halbuki çocuğa ölçüsünde olmak şartıyla sevgi ve şefkat gösterilmelidir.
Bazı kimseler de çocuklarına karşı aşırı düşkündürler, adeta başlarına taç ederler, bu yüzden çocuklarının yerli yersiz her istek ve arzularını hoş karşılarlar, böyle hareket etmekle, onların terbiyelerini ihmal etmiş olurlar. Böyle yetiştirilen çocuklarda her isteklerinin yapılacağı kanaati hasıl olur. Büyüdüklerinde de anaya-babaya karşı itaatkar olamazlar. Asi olurlar.
Bazıları da aşırı baskı yaparlar, azıcık olsun hürriyet vermezler. Zaruret halinde dahi konuş-masına müsamaha etmezler. Böyle olunca da, zahiren çocuk itaatkar görünse bile, bazen bu hal onu isyan ve karşı gelmeğe kadar sevkeder.
Her şeyde olduğu gibi çocuk terbiyesinde de orta hali tercih etmek gerekir.
Cenab-ı Hak, bazı ebeveyne üç beş çocuk nasîb eder, dikkat edilirse, şekilleri ve renkleri dahi biri birine benzemez. Dış görünüşleri ayrı ayrı olduğu gibi, akıl, zeka, anlayışları da farklıdır.
1. Bazı çocuklar yaradılış itibariyle, çok ince ruhlu, hassas ve anlayışlı olurlar. Onlara güler yüz ve nezaketle muamele etmeli. Çünkü onlar duygulu olduğu için ufak bir ima ve işaretle hal-lerini hatalarını düzeltirler nezaket ve yumuşak muameleden haz ederler. Sert ve haşin muamele bunları üzer, huysuz ve hasta eder. Bu zümre azın da azıdır.
2. Bazı çocuklar ise bu terbiye şeklinden anlayamazlar. Onlara açıkdan açığa "şunu yap, bu faidelidir. Şunu yapma bu zararlıdır" demelidir. Nasıl olsa ileride kendi hatasını anlar deyip de söylenilmesi icab eden sözü söylemekden çekinmemelidir.
3. Bazıları ise hissiz, anlayışsız olur. Söz kar etmez. Bunlar da sırasına göre menfaatlerini kısma veya tenhada tehdid ve tekdir suretiyle terbiye edilir.
4. Bir zümre de anaya babaya karşı cür'etkar ve saygısızdır. Güzel muameleden hiç nasibleri yokdur. Sebebi ise, kötü arkadaşlarla yakınlık peyda etmişler, ana-babaları bu hususa dikkat etmemişlerdir. Bir defaya mahsus olmak üzere tenhada yüzüne ve sırtına vurmamak şartıyla güzelce şiddetlice dövmelidir ki, gözü korksun bir daha aynı küstahlığı yapmasın, yaşları hayli ilerlemiş ise kendi haline bırakılır. Çünkü anayı, babayı döğmeye kalkışır. Elhamdülilah bu zümre pek azdır.
İmam Gazali kuddise sirruh buyuruyorlar:
Baba, baba olduğunu, büyüklüğünü hissettirmelidir. Anne de çocuğunu babası île korkutmalıdır. Gündüz uyutmamalıdır, zira gevşek olur. Yumuşak yatakda yatırmak doğru değildir. Böylece bedeni kuvvetli olur... Çocuğa fazla baskı yapmamalıdır. Sıkılmak ve üzülmek-den dolayı kötü huy peyda eder ve kalbi katılaşır.
Herkese karşı alçak gönüllü olmasını telkin etmeli, kibirin kötülüğünü, tevazu ve alçak gönüllü olmanın faziletini tekrar tekrar anlatmalıdır.
Çocuğun, kimseden para almamasını, bilakis daima vermesini teşvik etmelidir. Fazla ko-nuşmamasını, katiyyen yemin etmemesini, sorulmadan konuşmamasını, kendinden büyüğüne saygı göstermesini ve onun önünden yürümemesini, dilini kötü söz söylemekden, sövmekden ve lanetten korumasını öğretmelidir.
ÖRNEK OLMAK
Anne ve babalar her hususda yavrularına numune olmalıdırlar. Bir taraftan çocuklara telkinat yaparken diğer taraftan kendileri de çocuğun yanında yasakladıkları şeyleri yaparlarsa onun pek hükmü ve faidesi olmaz.
Hulasa nefislerden, fedakarlık yapmak gerekir. Anne-baba fosur fosur sigara içerken, ço-cuklarına onun zararından ne kadar anlatırlarsa anlatsınlar bir faide olmaz, diğer kölütükler de aynıdır. Anne-baba çok dikkatli olup çocuklarının terbiyesi hususunda tir tir titremelidir. Çocuğa ders veren hocası ne telkinat yapıyor, çocuğun arkadaşı kimlerdir? Bu hususda ihmal ve lakayd-lık muvafık olmaz. Gene buyuruyorlar:
Çocuk yedi yaşına gelince, tatlı ve kolay bir ifade ile namaz kılmayı ve abdest almayı öğretmelidir. On yaşına gelince namaza başlatmalıdır. Yalan söylemenin, haram yemenin kötülüklerini anlatmalıdır.
Mesela yemekden maksad kulun Rabbına ibadet etmesi için lüzumlu olduğunu, dünyadan maksad ahiret için hazırlık yeri olduğunu, ölümün aniden gelebileceğini, dünyada hazırlıklı olan bahtiyar kişilerin cennete ve Allahü Teala'nın rızasını kazanmasına sebeb olacağı da öğretilmelidir.
Cennet ve cehennem hallerini ve sıfatlarını çocuğa anlatmalı, işlerdeki sevab ve ikabı bildirmelidir. Çocuk küçük yaşda böyle terbiye edilirse taş üzerindeki yazı gibi olur. Sonra yapılırsa duvardaki toprak ve sıva gibi dökülür.
Çocuk istikamet üzere yetiştirilmelidir. Çok kimselerin nazarında çocuklarının, istisnai bir yaratılışda oldukları kanaati vardır. Halbuki bundan büyük bir aldanma olamaz.
PARA TERBİYESİ
Bir baba, oğluna veya yakınlarından birisine verdiği paranın hesabını müfredatlı bir şekilde istemelidir.
Eski insanlar bu hususda çok dikkatli idiler. Merhum babacığım bir gün benden beş kuruş istediler ( o zamanlar yevmi gazete ücretleri beş kuruş idi). Onunla gazete aldılar ve okudular. Takriben on beş gün geçmiş idi ki, "oğlum senden aldığım şu beş kuruşu al" deye iade ettiler. Bu hareketde ehli feraset için çok ince adab ve istikamet düsturu vardır. Bunu çok akraba ve ahbablarıma anlatmış isem de sanki masal dinler gibi dinlediler, hiç umursamadılar.
Muamelede ana-babaya karşı olan bu lakaydilik düsturu zaman gelir herkese karşı tatbik e-dilir. Yani haksızlık ve yolsuzluğa kadar yol açılmış olur. Bu şekilde yetişen gençlerin, haram helal, hak hukuk zihinlerini işgal etmez olur (ebeveyn arasındaki hediyeleşmeler ve bağışlamalar müstesna).