Muhterem Sâdık DÂNÂ üstadımızın Anadolu'da yaptıkları bir sohbet.
Rabbımız sa'y-ü gayretimizi artırsın. Çünkü herşey çalışmakla oluyor. Ve Hakk yolunda çalışana Cenab-ı Hakk istediğini fazlasıyle veriyor.
Elhamdülillah devrimizde herkes Allah-ü Teala'yı arıyor. Cemiyet bunalım içinde, sıkıntı içinde, huzursuzluk içinde... Ne yapacağım bilemiyor. Hakikaten kendini kurtacak şeyi arıyor. Hatta bu sebebden birçok kimseler bozuk itikatlı yerlere dahi teslim oluyorlar. Bu bunalımda hayrı-şerri tefrik, edemiyorlar.
Elhamdülillah bizim yolumuz belli;büyük veliler yolu.Üstazımız Mahmud Sami Hazretlerini bilenler bilir. Kendisi kibarı ehlullahın en yüksek derecesi olan Sultanül Arifin'di. Cenab-ı Hakk bizleri bu büyük Allah dostlarının yoluna sevketmiş. Yalnız bizler gelişigüzel bilgisizlik içinde hareket edecek olursak bu yoldan istifade edemeyiz. Yolun adabına muhakkak dikkat etmek lazımdır.
Başta Kur'an-ı Kerim ahkamı gelir. O köktür, değişmez. Çünkü bir insanın Şeriatı olmazsa hiçbirşeyi olmaz. Öyle kimseler havada da uçsa suda da yürüse, binbir türlü havarık (harikalar) da gösterse inanmayın derler. O, noksandır. Bizim yapacağımız Cenab-ı Hakk'ın emirlerine can-ü gönülden dikkatli olmaktır. Cenab-ı Hakk neyi emretti, neyi yasak etti ise bunun üzerinde ısrarla duracağız. Ki manen terakki için bu birinci basamaktır. Birinci basamağa dikkat edilmez ise insan layıkı veçhile maneviyattan istifade edemez.
Kazaya kalmış namazlarımız vardır. Gençlikde insanın gayri ihtiyarî olarak mesela askerde kazaya bıraktığı namazlar olabilir veya namazım alaca kıldığı zamanlar olabilir. Elhamdülillah hayattayız, gözümüz görüyor, ayağımız tutuyor. Hergün bir günlük kaza namazı kılarız. Erkeklere ondört yaşından sonra hanımlara dokuz yaşından sonra namaz farz. Hesab eder bu vazifeyi idame ettiririz inşaallah. Kaza namazlarına başlayan kimse kaza namazlarım tamamlamış telakki edilir ve nafile namaz kılabilir. Teheccüd namazı, duha namazı kılar. Bunlar mühim namazlar. Hatta becerebilirse güneşin doğuşundan elli dakika sonra işrak namazı olur, onu kılar. Evvabin namazını kılar. Sallallahü aleyhi ve selem Efendimiz evvabini iki rekat da kılmış, altı rekat da. Üstazımız Mahmud Sami Hazretleri bize iki rekat olarak talim etti. Bunu kardeşlerimiz kolaylıkla îfa edebilir inşaallah.
Seherlerde kalkıp dersimizi seve seve ve büyük bir aşkla yapmamız lazımdır. Neşesizlik ve huzursuzluk içinde yapılan dersten tam semere alınmaz.
Çok kimseler "ben yirmi senedir namaz kılıyorum, namazın zevkini atamıyorum" diyorlar. Hakikaten Allah için büyük ihlas üzere, dikkatlice, seve seve kılmış olsa namazın neşesi alınır. Kişi binbir havatır içinde, midesi haramlara batmış olarak namaz kılarsa tabi namaz noksan olmuş olur. Hakkıyla namazın zevkini alamaz. Onun için her bakımdan dikkatli olacağız.
Seher vakti kalkmak için akşam yemeklerim hafif yemek lazımdır. Vücud ne kadar fazla dolarsa o kadar ağırlık basar, gece kalkılamaz. Gece kalkılsa dahi layık-ı veçhile ibadet edilmez. Hafif yenildiği zaman gece boş mideli olunmuş olur, seher vakti manevi dersimizi usulü dairesince îfa ederiz. Bu muhakkak seher vaktinde olacak. İnsanlık halidir binde bir olabilir seher vakti kalkamadık, sabah namazını müteakip vazifemizi hemen îfa etmemiz lazımdır. "Vaktim geçti" deyip de dersi ertelemeye niyetlenmememiz gerekir. Muhakkak günü gününe dersimizi yapacağız. Ne zamana kadar? Ruhumuz cesedimizden ayrılıncaya kadar manevî dersimize devam etmekle mükellefiz. Rabbımız Teala hazretleri hepimize muvaffakiyetler versin.
İnsan ne kadar ibadet ederse etsin,bütün ömrü secde ile ve oruçlu geçsin, ancak sevap kazanır. Manen terakkiyat seyru sülük yoluyladır. Seyru sülük yoluyla insan ne oluyor? Nefsini biliyor. Allahü Tealayı ancak nefisini bilen bilebiliyor. Nefsini bilemeyen istediği kadar zahid olsun, abid olsun, bilgi sahibi olsun o kafi gelmiyor.
. Bir mü'min nefsini bildi mi o zaman mana değişiyor. Herşeyi Cenab-ı Hakk'a irca ediyor. Her ne zuhur ederse etsin o Cenab-ı Hakk'ın ihsanıdır diyor ve öyle kabulleniyor. Görüşü değiştiği için de her hattı hareketi ibadet oluyor. Mesela üç-beş kuruş kazanmak isterse gaye değişiyor. Evvelce "Ben mal mülk sahibi olayım, yeyip içeyim, ev-bark sahibi olayım, herkes beni alkışlasın" şeklinde nefsani düşüncelerle uğraşırken tekamül ettikçe "Cenab-ı Hakk'ın verdiği üçbeş kuruşla hem helalinden ailemin nafakasını temin etmiş olurum, hem de cemiyeti İslâmiyete hizmet ederim" demeye başlıyor. Ve niyetteki mana değiştiği için dünyevi çalışmaları da ibadet oluyor.
İnsanın düşüncesi hep Cenab-ı Hakk oldu mu herşeyi ibadet oluyor. Yemesi ibadet, uyuması ibadet, ailevi münasebetler ibadet... Çünkü mana değişiyor. Rabbimiz hepimizi bu yoldan istifade edenlerden eylesin.
Letaifler bazen çabuk, bazen de biraz geç alır. Aldı almadı, çalıştı çalışmadı diye insan kendisini yıpratmamalı, acele etmemelidir. Bütün iş ders yaparken gönlü Rabbımız Teala ve tekaddes hazretlerine verebilmektir. Ayrıca kardeşlerimizin leataiflerin yerlerini bilmesi de lazımdır. Bazı kardeşlerimize "dersin nerede?" diye sorduğumuz zaman "hafide" diyor. "Yerini gösterir misiniz?" deyince yerini gösteremiyor. Ezbere olmaz, yerini bilecek ki zikri oraya verecektir.
"Kalp"; sol göğsün altı, "Ruh", sağ göğsün altı, "Sır", kalbin bir karış kadar yukarısı, "Hafi"; Ruh'un bir karış kadar yukarısı, "Ahfa"; Merkez, "Nefs", iki kaşın arasında dikey bir damar, "Zikri kül", bütün vücuda zikri yerleştirmek, daha sonra "Nefy ü isbat", "Murakabeler" birbirini takip eder.
Sohbetlere de dikkatlice devam etmek gerekir. Bunun için sohbet adabını muhakkak bilmemiz lazımdır. Bilhassa hanımlar arasında "Efendim ben annemden şöyle bir dua almıştım, dua kitabından şöyle birşey okudum, şu kadar salavat-ı şerife ilave edelim, şu kadar Yasin okuyalım gibi türlü türlü mülahazalar olur. Herkes hususi hayatında istediği ibadetini yapsın, fakat insan ancak manevi derslerden ve sohbetlerden tekamül ediyor. Bakıyorum bazı yerlerde hatm-i haceye meraklılar oluyor. Hatm-i haceye devam eden yelerde terakkiyat olmuyor. Hatm-i hace çocuk oyuncağı değildir. Hatm-i haceyi yapabilmek için tekamül etmek lazım, ahlaklanmak lazım, dersin murakabeye çıkması lazımdır. Onun için biz hatm-i haceye katiyyen göz yummayız. Bunu böylece bilmek gerekir. Hatm-i haceye mübtela olanlar sohbet dinleyemezler, hele sohbet kitaptan okunursa ona hiç yanaşmazlar.
Sohbet adabı; ağzı düzgün bir hafız efendi tarafından bir aşrı şerif okunur. Kırk dakika kadar da eserlerden okunur. Eserlerden Üstazımız Mahmud Sami Hazretlerinin eserlerinin hepsi bila istisna okunabilir. Çünkü zamanımıza çok uygundur. Altınoluk mecmuasındaki güzel yazılardan istifade edilebilir. Biraz daha terakki edince, içinde birçok rumuzlu kelimeleri bulunan Abdülkadir Geylani Hazretlerinin muazzam eseri olan Sohbetler'inden de istifade edilebilir. Sohbete gelenler "esselamü aleyküm" dedikten sonra hiç konuşmamalıdırlar. "Efendim kızın nasıl, işin nasıl?" gibi dünyevi mevzuların hiçbirisi mevzu bahis edilmeyecek. Kaç kişi varsa huşu içinde sohbeti bekleyecekler. Sohbete vaktinde gelmek lazımdır. Vaktinde gelemeyene kapı açılmaz. Böyle nizama girmek gerekir ki manen terakki edelim. Buna itina etmeyen adet yerini bulsun, diye gelir gider ama terakki edemez. Sohbetten sonra, sohbetin verdiği o halle gene hiç dünya kelamı konuşmadan, hatta hal-hatır dahi sormadan "esselamü aleyküm" denir ve herkes işine gider. Sohbetlerden aldığımız hali öbür sohbete kadar muhafaza eder ve terakki ettirirsek istifade etmiş oluruz. Sohbetlerden istifade etmek istiyorsak mutlaka bu adaba riayet edeceğiz. Hanımların sohbeti de aynen bahsettiğimiz gibi olacaktır. Onlara ayrı bir rüchaniyet yoktur. Adaba ne kadar riayet edilirse Cenab-ı Hakk feyzini o kadar çoğaltır elhamdülillah.
Yolumuz büyük veliler yolu. Büyük veliler yolu olduğuna göre biz de kendimizi ona göre hazırlayacağız. Bahaüddin Nakşibend Hazretleri, Abdülkadir Geylani, Mahmud Sami Ramazanoğlu gibi velilerini madem Cenab-ı Hakk muvaffak ehli eylemiş, bizler de onların yolunda olduğumuza göre adaba ihlasla riayet edersek o güzel lütuflardan bizlere de birer nebze nasib eder inşallah.
İnsan maneviyat yoluna girdikçe şevki, aşkı artar. Ona hiçbirşey ağır gelmez. İbadet etmek, haramlardan kaçmak hepsi zevk haline gelir. Musibetlere tahammül, kaza-kader bahsine icabet kolay hale gelir. İsteklisine ve gayretli olana maneviyat yolunu engelleyecek hiç bir şey yoktur.
Maneviyat yolcusu dünya'ya fazla sarılmamalıdır. Dünya'yı büsbütün terketmek de gerekmiyor. Dünyaya dünyanın gerektirdiği kadar çalışacağız. Çünkü o rızık kapısıdır. Ahirete de, o ne kadar gerektiriyorsa o kadar hazırlıkta bulunacağız. "Hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya, yarın ölecekmiş gibi ahirete" çalışacağız.
Manevi dersler sathi çalışmadan ziyade gönül alemiyle ilgilidir. Bizler zikrederken mutlaka Cenabı Hakk'a gönlümüzü vereceğiz. O hususa çok dikkat etmek gerekiyor. Cenab-ı Hakk'la baş başa kaldığımız zaman sanki Rabbımız yeryüzünde tek bizi yaratmış gibi bir haleti ruhiyede olacağız. Zikrederken zikrin tadım çıkartmalıyız. Acele acele "aman ben dersimi yapayım da rahata kavuşayım", gaye bu olmamalıdır, Gündüzleri de gene zikre sabahtan aksama kadar devam edeceğiz. İsimiz gücümüz buna mani değildir. Ağzımız kapalı olarak elimizde teşbih olmadan günlük işimizle de meşgul olarak gönlü Cenab-ı Hakk'a vereceğiz. Şoför arabasını kullanır, muhasebeci defterini tutar, tüccar aklı basında olur, bilir ki kendisi emanetçidir malım alır satar, fakat bu işler yapılırken gönül Allah ile olur, O'nu anarsa zikir yapılmış olur.
Bilhassa dili iyi korumak lazımdır. Büyükler "Her geceyi kadir bil her gördüğünü Hızır bil" demişler. Yani salik her geceyi ibadetle inşa ederken gündüz her görüştüğü insanı da kendinden yüksek görecek, kendini de hakir bir insan olarak değerlendirecektir. Bugün düşük gördüğümüz bir insan zaman gelir büyük velilerden olur. Cenab-ı Hakk gizlemiştir. Bugün herkesin alkışladığı bir insan zaman gelir. Allah muhafaza buyursun nefsine uyar birdenbire zemine düşebilir. Aşere-i Mübeşşere'yi Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz cennetle tebşir ettiği halde acaba bir hata yaparız da yerimiz değişir mi diye tir tir titrerlerdi. Biz kendimizi ona göre teemmül edelim.
Bir kimse Cenab-ı Hakk'ı ne kadar severse insanlara karşı şefkati o kadar artar. Çünkü yaratılanların hepsi Cenab-ı Hakk'ın mahlukudur. Kendini aradan çıkarır, mahlükata karşı hadim (hizmetçi) yapar. Hakikaten bir kimsenin cemiyete ve İslamiyete hizmeti ne kadarsa Cenab-ı Hakk kalında mertebesi o kadar yücedir.
Sallallahu aleyhi ve Sellem Efendimiz sorardı;
- Bugün kim bir cenazeye gitti? Ebü Bekir efendimiz kalkar ve;
Ya Rasûlullah ben bir cenazeye gittim, derdi
Peygamber Efendimiz;
- Bugün kim bir hasta ziyaretine gitti?
Ebü Bekir Efendimiz:
- Ya Rasûlullah ben bir hastayı ziyaret ettim, derdi. Sonra Peygamber Efendimiz;
- Bugün kim bir darda kalanın yardımına koştu?
Gene Ebubekir Efendimiz.
- Ya Rasûlullah ben bir darda kalanı rahatlattım, diye, böyle güzel güzel Sallallahü aleyhi ve sellem Efendimizi memnun edici cevaplar verirdi.
Hakikaten bunlar mühim hasletlerdendir ve ibadetlerdendir. Oturup sadece teşbih çekmek ile mesuliyetimiz bitmiyor. Hem o ibadetleri yapacağız, hem bu ibadetleri yürüteceğiz.
Bizim çocukluğumuz İstanbul'un Erenköy'ünde geçti. Bir cenaze olurdu, oraya bütün halk koşardı. Semtin külhanbeyleri dahi abdestleri namazları olmadığı halde cenazeyi omuzlar "biz Allah'tan korkarız, mahallemizde bir cenaze olsun biz onu teşyi etmeyelim, bu olamaz" derlerdi. Böyle ibadetler o devirlerde topluma malolmuştu. Halbuki şimdi insanın en yakını ahirete intikal ediyor, hele bir de dünyacı ise duymazdan geliyor. Bunlar çok mühim ibadetlerdendir. Rabbımız hepimize uyanıklık versin.
Sonra her gün akşam da kendimizi hesaba çekeceğiz,
- "Ya filan, ben bugün ne yaptım? Hayırlı bir iş zuhur etti fakat nefsime uydum yapamadım veya ben şöyle bir iyiliği yapmaya kadir olduğum halde tembellik uyuşukluk oldu veya Yarabbi ben şöyle bir hata ettim beni affeyle!" diye Cenab-ı Hakk'dan özür dileyeceğiz. Kendimizi muhasebeye çekeceğiz. Hayırlı bir iş yapmak nasib oldu ise onunla da büyüklenmeden "Ya Rabbi bu senin lütfü kereminle oldu" diye Rabbımıza şükredeceğiz.
Elhamdülillah bu büyük yola sevkedilmış olmamız bizim istihkakımız değildir. Cenab-ı Hakk'ın lütfü inayetidir. Çok kimselerin namazları, ibadetleri tamam ama bu yol nasip olmuyor. Bu inayeti de tekamül ettirmek gerekir.
Seher vakti manevi dersimizi yaptıkdan sonra gündüz de gönlümüz Allah ile olacak. Kendimizi dünya alayişinden kurtaracağız. Sohbetlere adabına uyarak dikkatlice devam edeceğiz. Herkesi kendimizden üstün göreceğiz. Ve gıybetten azami derecede sakınacağız. Gıybet etmek kibirli olmanın alametidir. Kibirli insan kendini büyük gördüğü için herkesi küçük görür sonra da insanların aleyhinde konuşmaya başlar.
İfrattan, tefritden, hizipçilikten, particilikten de kaçınmalıyız. Bazı çalışmalara ifrat derecesinde bağlanıp namazı terkedecek şekilde onun peşine düşmekte mahzurludur. Biz hayrı ne şundan ne de bundan değil Cenab-ı Allah'dan bekleriz. Ama ehlini severiz sırası geldiği zaman desteğimizi veririz. Her işin ehli vardır, onun ehli de işleriyle meşgul olsunlar.
Bizim yolumuz atıl-batıl bir kenara çekilme yolu değildir. Bilakis Ashabı Kiram hazeratının yoludur. Ashab-ı Kiram yemedi, içmedi, gazaya giderken gezmeye gider gibi seve seve gittiler. Bilaistisna hepsi mallarını Allah ve Resulü yoluna serdiler. Bizim yolumuz onların yoludur. Gece gündüz hep hizmet yoludur. Biz de seve seve hem evradımızı yürütürüz, hem sohbetlerimizi yaparız, hem de cemiyete hizmet hususunda elimizden gelen gayreti gösteririz inşaalah.
Şimdi elhamdüllillah memlekette hizmet imkanı genişledi. Bizim çocukluğumuzda Kur'an-ı Kerim'i okumak yasak, cami yapmak yasak, bir hayır işi yapmak yasak, Allah demek yasakdı. iş bu hale gelmişti. Şimdi Kur'an-ı Kerim Kursları açılıyor, İmam Hatip Mektepleri açılıyor. Küçükler tevsî ediliyor, çok rağbet görüyor. Birçok hayır müesseseleri, aşhaneler, dispanserler yapılıyor. Herkes nasibine göre bu müesseselere yardım etmekle mükellef. Cemiyete faydalı olacak böyle hayır müesselerinin artması için dua ediyoruz. Allah çalışmalarımızda muvaffakiyetler nasip eylesin inşaallah. Es selâmü aleyküm.