Allah Teâlâ'nın Rahmeti

Allah Teâlâ'nın Rahmeti

<!doctype html public "-//w3c//dtd html 4.0 transitional//en">

Allahü Teâlâ'nın mü'min kuluna olan merhameti, şefkatli bir annenin çocuğuna olan merhametinden daha üstündür. Hadis-i Şerif


VAHŞİYİ KUŞATAN RAHMET

İbni Abbas radıyallahu anh'dan (Ashab-ı Kiram Menâkıbı, Mahmûd Sami)

"Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz Vahşi'yi İslâm'a davet etmek için birini gönderdi. O da Rasûlullah efendimiz hazretlerine şöyle haber gönderdi:

-Ya Muhammed, sen bir kimseyi öldüren yahud Allah'a şirk koşan yahud zina eden kıyamet günü iki kat azaba uğrar ve cehennemde hor ve hakir olarak ebediyyen kalır" diye söylemiş iken beni nasıl İslâma davet ediyorsun? Ben ki bunların hepsini yaptım. Hiç benim için bir kurtuluş yolu olur mu ki?

Bunun üzerine Allah Teâlâ ve tekaddes hazretleri:

"Ancak tevbe eden ve iman edib de salih amel işleyen müstesnadır. Çünkü bunların kötülüklerini Allah iyiliğe çevirir" ayetini inzal etti. (Furkan süresi: 70)

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz bu ayeti Vahşi ve arkadaşlarına gönderdi. Vahşi dedi ki:

-Bu benim boynumda bir bağdır. Ben ona takat getiremem. Bundan başka var mıdır? Allahü Teâlâ ve tekaddes hazretleri:

-Allah kendisine şirk koşulmasını kat'iyyen mağfiret etmeyecektir. Bundan başka günahlardan dilediklerini mağfiret edebilir."

(Nisa/48) ayetini inzal buyurdu.
 

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bunu da gönderdi. Vahşi diyor ki:

-Ben şüpheye düşdüm, mağfiret edilip edilmeyeceğimi bilmiyordum. Bundan başka ümit kapısı var mıdır? dedim.

Allahü Teâlâ ve tekaddes hazretleri:

"De ki: "Ey nefislerine zulmetmek hususunda ileri giden kullarım. Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz. Allah bütün günahları afveder. Muhakkak o gafur ve rahîmdir." (Zümer: 53)

Rasûlü Ekrem efendimiz bu ayeti de gönderdi. Vahşi:

-Bu ne güzel, dedi ve arkadaşları ile berber müslüman oldu. Rasûlü Ekrem efendimizin yanındaki müslümanlar:

-Ya Rasûlallah bu sadece Vahşi'ye mi mahsusdur, yoksa bütün müslümanlara mı? dediler.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz:

"Bütün müslümanlara" deye buyurdular.

Muhammed bin Münkedir kuddise sirruh buyurur:

-Bir müslüman ne yaparsa yapsın, tevbe edip, bir daha o hatalara bakmazsa, ilahi rahmetten nasibsiz kalmaz. Aksini düşünürsen utanırsın. Böyle bir düşünce Allahü teâlanın rahmetini küçümseme olur.
 

ALLAH'IN RAHMETİ İNSANIN AMELİ

Abdullah oğlu Cabir radıyallahu anh anlatır: (Tenbihül Gafilin'den)

Rasûlü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem bizim yanımıza gelerek buyurdu ki:

-Biraz önce, dostum Cebrail aleyhisselam benim yanımda idi. Şu hadiseyi anlattı:

-Ya Muhammed, seni hak peygamber olarak gönderene yeminle söylerim: Allah'ın kullarından biri vardı. Genişliği ile uzunluğu otuzar arşın olan ve dört yanı denizle çevrili bulunan bir adada dağın tepesinde otururdu. İşte bu adam burada beş yüz sene, Allahü Teâlâ ve tekaddes hazretlerine ibadet etti. Allah orada ona, parmak kalınlığında akan bir tatlı kaynak su ile, her gün bir nar yetiştiren bir nar ağacı ihsan etmişti. Her akşam suyun başına iniyor, yıkanıp abdestleniyor, bir tek narı da alıp yiyerek ibadete koyuluyordu. Bu arada Rabbından, ruhunu kendisi secdede iken kabzetmesini, kıyamet günü tekrar diriliğe kadar, bulunduğu adaya ve cesedine kimsenin muttali olmamasını ve kendisi öyle secde halinde iken diriltilmesini istiyordu. Allah onun bu İstediğini yerine getirdi. Hatta biz melekler, yer yüzüne inip çıktığımız zamanlarda onu secde halinde öylece görürdük. Nihayet Allah'ın ilminde durum şöyle tezahür etti: Kıyamet kopmuş, bütün insanlar gibi o da dirilerek Allahü Teâlânın huzuruna getirilmişti. Şanı mübarek ve yüce olan Allah, o kulu için şöyle buyurdu:

-Kulumu rahmetime dayanarak cennete koyunuz.

Allahü Teâlânın emrine mukabil o da şöyle dedi:

-Hayır bilakis amellerime mukabil. Bunun üzerine Hak celle ve ala hazretleri meleklere emretti:

-Benim, kuluma vermiş olduğum nimetlerle amellerini tartınız.

Hesaba kitaba vurulup ameller tartıldı. Sadece, göz nimetinin, kulun yaptığı beş yüz senelik ibadetten ağır geldiği anlaşıldı. Bunun üzerine Allahü Teâlâ ve tekaddes hazretleri emretti:

-Kulumu cehenneme atın. Böylece cehenneme doğru sürüklenmeğe başladı. Bu arada o bağırıyordu:

-Ya Rabbi, rahmetinle beni cennete koy...

Allahü Teâlâ buyurdu:

-Getirin onu.

Getirildi. Allahü Teâlânın huzurunda durduruldu. Allahü Teâlâ sordu:

-Kulum seni yoktan kim var etti? O cevab verdi:

-Sen ya Rabbi. Allahü Teâlâ sordu:

-Seni yoktan var etmem senin amelin sebebiyle mi oldu, yoksa benim rahmetimle mi?

Kul cevab verdi:

-Senin rahmetinle ya Rabbi. Allahü Teâlâ sordu:

-Beş yüz sene ibadet etme gücünü sana kim verdi?

-Kul cevab verdi:

-Sen ya Rabbi.

Allahü Teâlâ hazretleri sordu:

-Dalgalar arasındaki adada dağın tepesinde seni kim iskan etti? Dört bir yanı tuzlu sulu denizlerle çevirili şu küçücük adada tatlı suyu kim fışkırttı? Mutad olarak senede bir meyve veren nar ağacına her gün bir meyveyi kim verdirdi? Ve sen ruhunu sen secde halinde iken kabzetmemi dilemiştin. Ben de bu dileğini yerine getirmiştim. Bunu kim yaptı? Kul cevab verdi:

-Sen ya Rabbi. Allahü Teâlâ buyurdu:

-Bütün bunlar benim rahmetimle oldu. Ve ben rahmetimle seni cennete koydum.

Cebrail aleyhisselam bütün bunları anlattıktan sonra kendisi dedi ki:

- Bu eşya (şeyler) Allah'ın rahmetiyle olur.

Şayet bu abid, arif olsa idi, böyle bir cüretkarlıkta bulunmazdı. Çünkü yaratanını, ihsan edeni, in'am edeni bilirdi. Uzun bir ömür içinde vaktini ibadetle geçirdiği halde, hep nefsini görmesi bakımından manen inkişaf edememiştir.

Halbuki arifin zahirî az bir amelinin kıymeti ölçülemez. Onun her nefesi Hak Teâlâ katında bir cevherdir. Çünkü o hakiki alimdir. Ve nitekim alimin uykusu, yani arifin uykusu cahilin ibadetinden hayırlıdır, buyurulmuştur. Büyüklerden, Allah dostlarından birisi:

-"Oldunsa vakıf aczine, edna amel bir dağ olur", buyurmuştur.

Ancak Allahü Teâlâ ve tekaddes hazretlerini bilen, nefsinin kötülüklerini anlayan, aczini, zavallılığını bilir. Allah'ı yakînen bilerek yapılan az ibadet, gafilane yapılan çok ibadetten daha kıymetlidir.

Amr b. el-Hazm anlatır:

-Rasûlü Ekrem üç gün bize yaklaşmadı. Yalnız farz namazlarını kıldırır ve hemen çekilip giderdi. Dördüncü gün olunca Rasûlü Ekrem'i yakaladık ve:

-Ya Resûlallah. Niçin bizden ayrıldın? Bir şey oldu deye şüphelendik, dedik.

Rasûlü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem:

-Hayırdan başka bir şey olmadı. Zira Rabbim bana ümmetimden yetmiş bin kişinin, hesapsız cennete gireceğini vaadetti. Bu sayı bana az geldi, bu üç gün içinde bu sayının arttırılmasını Rabbımdan istedim. Rabbımı kerem ve sehavet sahibi buldum. Yetmiş bin kişinin her biri için yetmiş bin kişi daha bana verdi. Ben de ya Rabb, benim ümmetim bu kadar çok olur mu? diye sordum:

Allahü Teâlâ ve tekaddes hazretleri:

-Bedevilerle bu sayıyı tamamlarım, buyurdu.

(İhyaul-Ulüm'dan, Ahmed ve Taberanî)

Allahü Teâlâ ve tekaddes hazretleri, kıyamet günü bir adamı bütün insanlar arasında hesaba çeker ve aleyhindeki doksan dokuz defterini ortaya kor. Bu günahlardan kabul etmediğin ve meleklerin sana fazla yazdığı hususunda bir diyeceğin var mı? diye sorar. Adam:

-Hayır Ya Rabb, bir diyeceğim yok, hepsi benim yaptığım günahlardır. Allahü Teâlâ ve tekaddes hazretleri:

-Bunlara karşı öne süreceğin mazeretin var mı? Adam:

-Hayır ya Rabb bir mazeret, bir itiraz ve bir diyeceğim yok.

Allahü Teâlâ ve tekaddes hazretleri:

-Hayır, dediğin gibi değil. Bizim nezdimizde senin bir sevabın vardır. Bugün zulüm yok, buyurur ve iki parmak eninde ve boyunda bir kağıt çıkarır. Burada ' 'Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Resûlüh'' dediği yazılıdır. Kağıdı gören adam:

-Ya Rab! Şu doksan dokuz defter karşısında, bu kağıdın ne kıymeti olur?

Allahü Teâlâ ve tekaddes hazretleri:

-Hayır, sen bugün gadre uğramazsın, buyurur ve doksan dokuz defter terazinin bir gözüne, kelime-i şehadeti ihtiva eden iki satırlık kağıt da terazinin öbür gözüne konur ve şehadeti celileyi havi bu kağıtçık, doksan dokuz defterden ağır gelir. Allah lafza-i Celalinden daha ağır ne olabilir? (İhya u Ulumiddin, İbn-i Mace - Tirmizî.)
 

ANNENİN MERHAMETİNDEN DAHA BÜYÜK

Resül-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem kurbu Hakda buyurdu ki:

-Ya Rabb! Sen ümem-i salifeye dünyevi azabı musallat kıldın. Bazı ümmetine taşlar yağdırdın, bazısını yere geçirdin ve bazısını süret-i insaniyyeden gayrı hayvan sûretine koydun. Acaba benim ümmetime ne eyleyeceksin? Allahü Teâlâ ve tekaddes hazretleri buyurdu ki:

-Senin ümmetine edeceğim budur ki, üzerlerine rahmet inzal ederim. Ve günahlarını hayrat ve hasenata tebdil ederim ve onlardan bir kimse bana telbiye ederse ben telbiye ederim. Yani duasını hüsnü kabul ve icabet ile telakki ederim. Sual edenlere ata ederim. Bana tevekkül edenlere kifayet ederim. Asilerin uyûbunu (kabahatlerini) dünyada setr edip (gizleyip) ahirette dahi senin şefaatini makbul kılarım. Eğer dost, dostun muâtebesini sevmeseydi, senin ümmetini muhasebe kılmazdım. Yani, sen benim muâtebemi sevip hoş göreceğin için ümmetini muhasebe ve iptilaya maruz kıldım.

Rasûlü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem buyurur:

-Allahü teâlânın mü'min kuluna olan merhameti, şefkatli bir annenin çocuğuna olan merhametinden daha üstündür.

(Buhari)

Kıyamet günü bir münadi şöyle nida eder:

-Allahü teâlâ kendi hakkını bağışlamıştır. Ancak kul hakları kalmıştır. Siz de birbirinize, haklarınızı bağışlayıp Allah'ın rahmetiyle cennete girin. (imam Gazalî)
 

MİRAC'DA RAHMET ÇAĞLAYANI

Nebi sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz buyurdu ki:

-Miraç gecesi Allahü Teâlâ ümmetimden bana şöyle şikayet etti:

Birincisi: Ben onları yarının ameli ile mükellef tutmadığım halde, onlar benden yarının rızkını istiyorlar.

İkincisi: Ben onlar için takdir ettiğim rızkı, onlardan başkasına vermediğim halde, onlar benden yarının rızkını istiyorlar.

Üçüncüsü: Ümmetin benim rızkımı yiyorlar, fakat benden başkasına şükrediyorlar, benim huzurumda hiyanet ediyorlar, mahlûkatıma (karşı) salih görünüyorlar.

Dördüncüsü: İzzet bana mahsustur, ve ancak ben izzet veririm, onlarsa izzeti benden başkasından istiyorlar.

Beşincisi: Ben cehennemi kafirler için yarattım. Onlar ise kendilerini oraya atmaya çalışıyorlar.

Yine Hak Teâlâ ve tekaddes hazretleri buyuruyor:

-Ümmetine söyle ki: Onlara iyilik edilmesinden dolayı birine muhabbet edeceklerse, buna layık olan ancak benim. Zira onlar üzerinde benim nimetim çoktur. Arz ve sema ehlinden birisinden korkuyorlarsa buna layık olan ancak benim. Çünkü benim kudretim kemal halindedir. Eğer birisinden bir şey umuyorlarsa buna da en layık olan benim. Zira ben kullarımı severim, eğer birisine yaptıkları cefadan dolayı haya edecek durumda iseler haya edilmeye layık olan benim. Çünkü kullar bana cefa etmekte bense onlara vefa göstermekteyim. Eğer malları ve canları ile birisini tercih edeceklerse buna da en layık benim. Zira ben onların mabuduyum ve eğer birisini va'dinde tasdik edeceklerse buna da layık olan benim. Zira hakîki sadık benim.

Denildi ki Allahü Teâlâ vahyinde şöyle buyurur:

-Ey Habibim!.. kıyamette hesabları uzamasın diye ümmetine çok mal vermedim. Kalbleri katılaşmasın diye de ömürlerini çok uzatmadım. Tevbe etmekten mahrum olmasınlar diye anî ölüm vermedim. Kabirlerinde çok beklemesinler diye de onları son ümmet kıldım.

Ey Habibim! Sana bu gece ümmetinin üçde birini bağışladım. Kıyamet gününde de, senin benim katımdaki makamının mahlûkata beyan olunması için üçde ikisini bağışlayacağım.

Ey Habibim! Bütün enbiyadan önce cennete sen gireceksin, diğer ümmetlerden önce de senin ümmetin girecek...

Nebi sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz buyurdu ki:

-İlahi!.. Senden anamı ve babamı istemiyorum ancak ümmetimi istiyorum. Allahü Teâlâ ve tekaddes hazretleri de buyurdu ki:

-Ey Habibim! Ben latif bir ilah, sen de şerif bir nebisin... Ümmetine gelince onlar da zayıf bir topluluk. Latif ve şerif arasında zayıf nasıl gözetilmez? Ey Habibim!... Sen "ümmetim, ümmetim" diye nida ediyorsun bense "rahmetim rahmetim" diye nida ediyorum. Rahmetim ise her şeyi kuşatmıştır.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, Mi'raca çıktıklarında Allahü Teâlâ ve tekaddes hazretleri şöyle buyurur:

-Ya Habibim! Her sevgili sevgilisinin yanına geldiğin de hediyeler getirir. Benim huzuruma sen ne getirdin?

Nebi sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz şöyle dedi:

-Ya Rabbi! Senin hazinelerinde olmayan iki şey getirdim. Allahü Teâlâ ve tekaddes hazretleri onların ne olduğunu bildiği halde:

-Nedir onlar ey Habibim? diye sordu. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem de:

-Biri ibadet noksanlığı, diğeri de, ümmetimin isyanıdır.

Allahü Teâlâ ve tekaddes hazretleri buyurur:

-Ya Habibim! Madem ki katıma acizlik ve itirafla geldin. O halde sana ecir ve mükâfatını kat kat vereceğim. Ümmetinin noksan ve isyanını gufrâna çevireceğim.

"Bunların kötülüklerini Allah iyiliğe çevirir.

Sonra Allahü Teâlâ ve tekaddes hazretleri, Rasûlü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'e:

-Ey Habibim! buyurdu. Sağına bak. Hazreti Peygamber sağ tarafına baktığında, çok dalgalı büyük bir deniz gördü. Denizin içinde bir ada, adanın içinde bir ağaç, ağacın üstünde bir kuş, kuşun gagasında az bir toprak, çamur danesi gördü.

Allahü Teâlâ ve tekaddes hazretleri buyurdu ki:

-Ey Habibim!.. Bu büyük deniz benim rahmet deryamdır. Şu küçük adadaki ağaç, bütün dünya ve onun bahçesidir. Kuş da insanlardır. Kuşun gagasındaki bir parça çamur insanların günahlarıdır. Bu bir damla çamur benim rahmet denizimi bulandırabilir mi? Eğer rahmet deryası bir dalgalanacak olursa, o küçük zerre yok olur, gider... Sen şefi'ül müznibinsin; günahkarlara şefaatçisin. Ben ise Erhamürrahimin'im, merhamet edicilerin en merhametlisiyim...