Akıllı olalım. Bulunduğumuz bu muvakkat misâfirhanedeki vakitlerimizi en faideli şeylere hasredelim. Hatta yol göstericilerden birisi tasavvufu “Tasavvuf vakti en değerli şeylere hasretmekdir” deye tarif etmişdir.
Bizlere düşen; Cenab-ı Hakk’ın biz âcizlere bahşetdiği sayıya gelmiyen nimetlerine karşı uyanık olub, şükrümüzü hayatımızın sonuna kadar her hususda idâme etdirmektir. Başda imân ve sıhhat nimeti gelir.
Cenab-ı Hak ve tekaddes hazretlerine kul olmak nimeti, ne kadar şereflidir. Resûl-ü Ekrem hazretlerine ümmet olmak nimeti, ne kadar şereflidir.
Müslüman olmak, Hakk’a vâsıl olmak gayret ve nimeti, ne kadar şereflidir.
Semâ, güneş, ay, aldığımız nefes, yediğimiz yemekler hep Rabbımızın ikramıdır. Hülâsa bütün âlem, mükevvenât, cemâdat, nebâtat, hayvanat hepsi insanlara hâdim. Bu suretle Cenab-ı Hakk kullarına kendisinin varlığını, ulûhiyetini, settârlığını, gaffârlığını, rahmanlığını daha nice sıfatlarını bildirmişdir.
Bunları bildikden sonra bizlere düşen, nezih, afif, temiz bir hayat yaşamağa çalışmaktır. Bunların başında dünya malına harîs olmamak, helâl ve haram hususunda çok dikkatli olmak, dünyevî ve uhrevî bütün muamelelerimizi istikamet üzere değerlendirmesini bilmek, hulasâ tam devamlı bir kulluğa yönelmek vazifemizdir.
Çünkü insan kendi kadrini, şerefini, yaratılış sebebini bilmeli. İnsan hakikatde bir cevherdir. Çünkü Hakk’ın temsilcisidir.
Mevlâna Sadeddin Kaşkarî kuddise sirruh buyurur:
– İnsanın her nefes alışında, bir hazine heder olup gider. Her nefesde bilmek lâzımdır ki, Allah hâzır ve nâzırdır. Bu şuur insanda hakim olunca Allah’dan utanma duygusu da beraber gelir ve gaflet gider. İnsanda gönül birdir ve dünyaya sarkacak olursa, Allah’dan mahrum kalır. Allah’a yönelirse, içinde bir pencere açılır ve o pencereden ilâhi feyz güneşinin nûru girer. Bu nûr doğudan batıya kadar her zerreye hayat verir, yalnız penceresiz evler (kalbleri hicablılar) ondan nasibsiz kalır.
Ali Bin Muhammed kuddise sirruh buyurur:
– Kişinin dünya malını artırmağa çalışması, kendisi için bir noksanlık ve onun kârı ve kazancı ise, hayır olmayıb hüsrandır.
Ey sonu harâb olacak olan bir evi tamir etmeğe çalışan kişi! Allahü Teâlâ’ya yemin olsun ki bu çalışma; harab olacak ömür için tamirden başka bir şey değildir de nedir?
Ey aklını, fikrini, gönlünü, mal mülk toplamağa vermiş kişi! Böyle yapma! Bu işlerden geri dur. Zirâ mal-mülk sevincinin neticesi hüzün ve kederdir, ağlayıp sızlamakdır.
Gönlünü, dünyanın gelip geçici, yaldızlı şeylerine kaptırma. Onun sefâsı kederdir. Onunla birlikde olmak, insanı Allah-ü Teâlâ’ya ibâdet etmekden uzaklaşdırır.
(Altınoluk Sohbetleri 6, s. 45-48)