Bu Ne Biçim Zenginliktir?
Servet sahibi oldukları halde, işlerini genişletmek hususunda ifrata giden bir sınıf vardır. Halbuki fazla hırsa kapılıp, huzûru kaybetmek suretiyle haram helâl demeyib çok büyük yükler altına girmek uygun değildir. Bu altından kalkılamayacak borçlar dolayısıyla çok büyük şirketlerin eriyib gittiğine şahid oluyoruz.
Zengin olan kimse ölçüsünü kaçırıb da sırf para kazanmak kastı ile evine, ailesinin yanına muntazam bir suretde güler bir yüzle gelemiyor ve terbiyesi ile meşgul olması icab eden yavruları ile yakından meşgul olamıyor ise
Bu ne biçim zenginliktir?
Bu zengin kimsenin, mal yığmak gayesiyle bütün ömrü yabancı memleketlerde geçiyor ise:
Evini, barkını, ailesini, çocukları ihmal ediyorsa
Bu ne biçim zenginliktir?
Bu zenginlik hırsı, insanı sıhhatinden, neş’esinden huzurundan hulâsa her türlü rahatından ederse:
Bu ne biçim zenginliktir?
Bu zenginlik kişiye can sıkıntısı veriyor, dolayısıyla kumar, kadın, içki gibi sefâhat yollarına sevkediyorsa
Bu ne biçim zenginliktir?
Bu kısma girenler en zavallı bedbahtlardır.
Fazla zenginlik iftihar, öğünme vesilesi değildir. Cenâb-ı Hakk Hristiyan, Yahudi ve Mecûsîlere daha fazlasını vermektedir.
Asıl zenginlik Allahü Teâlâ’nın bahşetmiş olduğu o dünyevî varlığı hüsn ü isti’mal etmek, verenin Hakk celle ve âlâ hazretlerinin olduğunu bilmek, ve yerli yerinde kullanmakdır. Nice işgüzar, çalışkan, ticarî bilgiye sahib, muhtelif lisanlar bilen kimseler vardır ki, murâd-ı ilâhî mûcibince dünyalıkları zayıftır.
Aklı selim sahibi zengin, Cenâb-ı Hakk’ın ihsan etdiği geniş evinde, ailesiyle huzûrlu bir hayat yaşamağı şiar edinmelidir. Dünyevî, ticârî işlerini vüs’atı nisbetinde itidâl üzere yürütmelidir. İtidâlden gâye, fazla korkak olmamak, borçlanmada da, ölçüsüz derecede ileri gitmemektir. “Cesur tüccarın rızkı bol olur” buyurulmuştur. Bu mühim sözden gaye, insanın elindeki servetin muattal kalmamasına ikazdır.
Maalesef günümüzdeki bir çok zenginler, değil hayır hasenat yolunda faideli olmak, hatta üzerlerine farz olan zekatlarını vermemek suretiyle, biçâre, fakirlerin haklarını pervasızca yemekdedirler.
Zengin; Allahü Teâlâ’ya yakın olmak suretiyle kalbi zafer kazanandır.
Fakir ise; Allahü Teâlâ ile kalbî yakınlık sağlayamayan ve bu zaferden mahrum kalandır.
Kim bu zenginliği arzu ederse, dünya sevgisini de, âhiret sevgisini de, dünyadaki ve ahirettekilerin sevgisini de, hülâsa Allah’dan başka her şeyin sevgisini kalbinden çıkarsın. Eşyayı teker teker kalbinden atsın. Orada sadece ve yalnız Allahü Zül Celal vel Kemal hazretlerine yer bıraksın!
***
Dünyanın âlâyişinden kurtulmak için muhakkak hayatı nizama koymak gerekiyor. Meselâ hepinizin kaç türlü meşguliyeti var. Ama ne olursa olsun mânevî dersinize vakit ayıracaksınız. Sâlihlerle ülfet edeceksiniz. Sonra fırsat olduğu kadar da mücâdele hayatının içinde olacaksınız. Hayatımızda nizam çok mühimdir. Güzel kullanılırsa vakit çok bereketlidir. Kullanılmazsa çabucak geçiverir.
Hakikaten çok ihlâslı, gözü yaşlı, muvaffak olacak çapta, pırıl pırıl gençler var. Dediğimiz gibi hepsini Cenab-ı Hakk’a emânet ediyoruz. İstikamet ayrı mazhariyet. Güzel çalışıp, istikamet sahibi olsunlar.
Muhtelif mevzular var. Sigorta mevzuları var, şüpheli gıda mevzuları var. Bunlara da dikkat edilmesi gerekir. šimdi yeni yeni çıkan marketlerde binbir türlü peynirler, yağlar, etler var. Onları bütün nesil alıp yiyor. Bir kısmı çeşitli ecnebi ülkelerden geliyor. Tahliline imkân yok ama ambalajı güzel. Zehiri altın fincan içinde takdim ederlermiş aynen öyle. Gıda meselesi mânevî terakkiyat için çok mühimdir.
–Efendim bazen insan derslerde ilerliyor da muâmelede geri kalıyor gibi...
– Dikkat edilecek önemli bir husus. Dediğimiz gibi dersler sadece anahtardır. Cenabı Hakk’ı bilme ilmi ama o ilim de muâmelat ile neticelendirilecektir. En başta haram-helâl hassasiyeti ile. Bir kul haram helale dikkat etmezse tâbiî bu bir zâfiyeti olmuş oluyor.
***
– Tabi şimdi bir lokma bir hırka devri geçti. İnsan kendi nefsinde yaşasa bile aile hayatı var, cemiyet hayatı var, bunu tatbik edemez. Herkes çalışacak. Dünyaya çalışmak, zâhiren dünya gibi olsa da mânevîyata mâni değildir. Yani para kasada olursa mâni değil, gönüle girerse o zaman mâni olmuş oluyor. Mutlak surette hizmet etmek ve faydalı olabilmek kaydıyla, hem dünyaya çalışacağız, hem de mânevi dersimizi inkişaf ettireceğiz. Onunla onun hiçbir tenâkuzu yok. Bazı insan ne onu yapabilir ne de onu. Muhakkak iş yapmak zarureti var.
`
– “Zaman neyi icap ettiriyorsa ona göre hareket edin” deniyor mânevîyatta. Meselâ üç-beş muhterem zevat ziyarete gelmiş, efendim ben ille namazı hızlı hızlı kılayım demek olmaz. Nafile namazsa muhtasar, iki rekat kılınıverir. Gelenlerle ilgilenilir, ikramda bulunulur. Yerli yerinde olunca her şey ifâ edilir. Birini yaparken ötekini ihmal etmek muvâfık olmuyor.
Bakıyorsunuz âlimlerimizden üçyüz cilt, beşyüz cilt eserler yazanlar olmuş. İnsanın aklı, havsalası almaz bunu. Nasıl yazmışlar, nasıl olmuş bu. Cenab-ı Hak vakte bereket vermiş, onu değerlendirmişler. Değerlendirenlerin çoğu da harbe gidiyor, harbin içinde dahi bir taraftan yazmışlar.
`
Kalp âlemine çalışmak zâhiri çalışmaya hiç mâni değildir. Kalp âlemi ayrı bir âlem. Bazısı vardır, mâneviyata çalışacağım diye işi gücü bırakır ama bu defa da başkasının malındadır gözü. Bu daha zararlıdır. Öteki çalışır, gayret eder, Cenab-ı Hakkın verdiğinden istifade eder, cemiyet de ondan istifade eder. Yani çalışmak katiyen mâneviyata mâni değildir. Hatta ihtiyaçtır. Âvârelik, başı boş olmak hiç iyi değil. Bilhassa tekâmül etmeyen insanlar için. Fitne hemen hazır.
***
Elhasıl, herkes işini yapacak. Hatta bazen “işimi terkettim” diyenler var. Niye terkediyorsunuz? Oğlunuza da bırakmayın. Oğlunuza işi yükleyin, ama ara sıra kendiniz kontrol edin. Ne geldi ne gitti, sorun. Bu noksanlık değildir. Çokları var, “ben işi çoluğuma çocuğuma bırakayım.” diyor. Kaç yaşındasın, kırk yaşındayım. Kırk yaşındaki insan işini çocuğuna niye bırakıyor? Gitsin kontrol etsin tabiî. Çocuğu iyi muamele yapabiliyor mu yapamıyor mu? Helâline haramına dikkat ediyor mu? Onlara nezaret etsin. Çünkü onda da mesuliyet var. Bu gün ille herkes kazanmaya gayret edecek. Kimse kimseye yük olmayacak, elinden geldiği kadar. Mukadderse olur, o başka. Bütün gaye müslümanların üç beş kuruş sahibi olmaları.
İnsan başlangıçta parayı çok sever. Zaman gelir para sevgisi dahil her şey silinir. Yine zaman gelir para sevgisi, dünyalık sevgisi tekrar başlar. Ama mânâ değişir bu sefer; Allah için kazanmak ve Allah yoluna vermek düşüncesi hâkim olur. İşte burada mal ile ilişki ibadet haline geliyor. Kendi nefsin için olmayınca her faaliyet faydalıdır. Cenab-ı Hak, sâlik mânevî hayatında vasat halindeyken muhabbeti alıyor. Ama tekamül ettikçe aksine para muhabbeti mânâsı değişerek tekrar geliyor. İlkteki mânâ gibi değil.
***
Eğitim hizmetleri gibi cemiyet hizmetlerinde vakıflara ihtiyaç var. Derviş hizmet ehli olacak.
Ama vakıflarla meşgul olunurken asıl mânevî dersler ihmal ediliyor. Ayrıca mânevî derslerde rehberlik edenler ikinci plâna konuluyor. Bu da mânevî terakkiye mâni oluyor.
En mühim mesele, bedenî faaliyetlerin mânevî faaliyetlere mâni olmamasıdır. Bu temin edilirse Cenab-ı Hak her türlü kolaylığı gösteriyor.
***
- Müslümanın her hâli müslümanca olmalı. Tabiî bu da bir san’at. Zamana göre de değişir. Yani idare edeceğim derken, taviz yoluna fazla gitmek hatalı. Muvafık değil. Daha doğrusu izin yok. Müslüman samimi olacak. Kendini sevdirme kabiliyeti olacak. Samimi insanı düşmanları bile sever. Hatta buğz etseler bile yine sevmek zorundalardır.
`
Her şeyden evvel Peygamber Efendimizin hayatı örnek alınmalı. Zâten ondan kıstas alınmadan yapılan her şey nâ tamamdır (tamam değildir.)
Fahri Kâinat Efendimizin hususi hayatı nasıldı? Cemiyetle nasıl anlaştı, nasıl muamele etti? Hattu hareketi nasıldı? Tabiî ölçü bunlar. Sırasına göre nezâket, sırasına göre celâdet, sırasına göre konuşmak, sırasına göre sükûtî olmak. Bunlar ayrı ayrı hususlar. Bazen nezâketin de, celâdetin de ölçüsü kaçıyor. Bunun için Cenâb–ı Hak hepimizi orta hal sahibi eylesin.
Bütün iş, en iyi düstur, herkesin dikkat edeceği, Cenab-ı Hakk’tan ihlâs taleb etmek. Bir mecliste ihlâs var mı, orada herşey var. İhlâs yok mu, istediği kadar kitaplar okunsun, tefsirler vesaire vesaire... gene noksanlıktır. Fakir, dualarımda daima “Ya Rabbi ihlâsımı arttır” diye dua ediyorum. İhlâs en güzel şey. İhlâsı olana Cenab-ı Hakk bol bol ihsan eder.